erkeğin kadının vajinasini emmesi günahmı

Yanlış anlaşılma endişesi yoksa kadının erkeğe selâm vermesi câizdir. Yıkanmakta olan ve abdest alan kimsenin konuşmasında ve selâm almasında bir sakınca yoktur. ERKEĞİN KADINA SELAM VERMESİ. Sehl İbni Sa’d radıyallahu anh şöyle demiştir: Aramızda bir kadın –bir başka rivayette yaşlı bir kadın– vardı. Lohusalıktave doğum sonrası dönemde cinsellik konusunda kadının tutumu ne olmalıdır? Her ne kadar doğumla birlikte az da olsa kalıcı bir kısım ekiler mevcut olsa da, akıllı ve bilgili bir kadın kısa sürede kendini toplayarak tüm bu gelişmelerin çok farklı olmakla birlikte olağan şeyler olduğunu bilecektir. OsmanÜnlü Hoca ile Dini Bilgiler. Sual: Bir çocuk bir kadının sütünü emse, çocuk kimlerle süt kardeş olur? İki yaşından küçük iki çocuk, aynı kadından süt emince, süt kardeşi olur. Bir çocuk, bir kadının sütünü emince, bu sütün hasıl olmasına sebep olan erkek, bu çocuğun süt babası olduğu gibi, bu erkeğin bukap bakır ve sütü bozan cinsten olursa malda noksanlığa, Süt sağmak hileye delalet eder. (Ayrıca Bakınız; Emmek,Sağmak.) Diyanet: Rüyada süt görülmesi ilimdir. Danyal (a.s.)'ın yorumuna göre: Rüyada taze süt görülmesi mal çokluğuna ve dindarlığa, ekşi ve bozuk süt görülmesi bu rüyanın aksine yorumlanır. Erkeğin, eğe kemiğinden kadının yaratılması ne demektir? İlk insan ve eşinin yaratılması tamamen bir mucizedir. Bilimin bu konuda söyleyebildiği veya söyleyebileceği bir şey yoktur. Bugüne kadar bilim tarafından ortaya atılan fikirler, dayanaksız ve ispatlanamayan birer nazariyeden öteye geçememiştir. Bu konuda söz Site De Rencontre Pour Jeune Celibataire Gratuit. Diyalog, Ülke TV Spikeri Türkan Kayan ile Mehmet Okuyan arasında geçmektedir. 1. "Başkaldıran kadınları gördüğünüzde onlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın, bunlar fayda vermezse onları hafifçe dövün" "Niye hafifçe dövüyoruz, sıkıntı..." 1 Eleştiri Mehmet Okuyan, Şeri delilleri edille-i şeriyye teke indirdiği için "hafifçe dövmenin" sebebini bilemiyor olmalı. Sünnetin teşrideki yeri, önemini biliyor, beyan fonksiyonu olduğuna inanıyor ve hadis-i şeriflerin bağlayıcılığını kabul ediyor olsaydı "hafifçe dövmenin" varlığını hadislerden öğrenebilirdi.. Sünnet, Kur?ân?ın hükümlerini beyan edici, açıklığa kavuşturucu mahiyette gelir; Kur?ân?ın mücmelini tafsil, umumunu tahsis, mutlakını takyit ve müphemini tefsir eder. Böylece onun hüküm ve hedeflerinin pratiğe nasıl döküleceğini ortaya koyar. 2 Ayrıca bu Kuranın ilgili ayetlerinden de anlaşılan husustur Netice olarak bu konuda, işi alabildiğine hafif tutmak gerekir. Ben de derim ki Allah Teâlâ, önce öğüt, sonra yatakta yalnız bırakma, daha sonra da dövmeyi zikretti. Bu da bunların en hafifi ile maksat yerine geldiği zaman, onunla yetinmenin vacip olup, en zor yola baş vurmamak gerektiği hususunda açık bir dikkat çekmedir. [Fahruddin Er-Razi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu?l-Gayb, Akçağ Yayınları 8/21-22] Ve yine bu hadis-i Şeriflerde açıkça değinilmiş bir husustur Dövmenin miktarını Resulullah sav, Eğer kadınlar serkeşlik yapar­larsa siz onları hafifçe dövünüz.» hadisiyle beyan etmiştir. İbni Abbas ra ve Ata ra hadisteki hafifçe dövün» tabirini Abdestte kullanılan misvak ağacı gibi ince bir ağaçla dövünüz» tarzında anlamışlardır. Katade ra ise, Kadının vücudunda iz bırakmayacak şekilde dövülür» demiştir. Alimlere göre en uygun olan, bir erkek, karısını ıslah ve terbiye etmek için yüzüne vurmaktan kaçınarak ve hep aynı yere vurmayarak dövebilir, görüşüdür. Bu vuruşlar sopa ve bastonla olmamalı ve hafif vurmaya dik­kat etmelidir. Zira Resulullah sav'a, Karımızın bizim üzerimizdeki hak­kı nedir?» diye sorulduğunda, Yediğinizden yedirmeniz, giydiğinizden giy­dirmeniz, dövdüğünüz zaman da yüzüne vurmamanızdır. Kadınların çirkin­liğini yüzüne karşı söylemeyin ve onlara gururlarına dokunacak kötü söz­ler söylemeyin. Islahı için onu terk ettiğiniz takdirde bunu kendi evinizde yapın.» buyurmuştur.» [Bu hadisi Sünen sahipleri Muaviye bin Haydeh'ten rivayet etmişlerdir. İbni Kesir, age. C. 1, S. 492.] Her ne kadar kadını hafifçe dövmek mübah ise de alimler dövmemenin daha iyi olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Zira Resulullah sav, Sizin seçkinleriniz karılarınızı dövmeyenlerinizdir.» buyurmuştur.[Beyhaki bu Hadisi Hz Ebubekir'in kızı Ümmü Gülsüm'den rivayet etmiştir. Alusi age. C. 5. S. 25. ] 3 2. "Ne ile suçluyoruz kadını ? Yani çirkin şeyler var işin içinde..E kardeşim eğer o aklımıza gelen çirkinliklerden [zinayı kastediyor] söz ediyorsa onun cezası belli..O nasihatle filan olacak şey değil..Onun cezasını Nur suresinin 2. ayeti açık seçik ortaya koymuş." Değerlendirme Bir mealci olarak Mehmet Okuyan diğer mealcileri tekzip etmiş oluyor..Çünkü ayette geçen nüşuza sırf ehl-i sünnetle benzeşmeme adına 'itaatsizlik ve diklenme' meali vermemek için 'iffetsizlik' yani 'zina' meali veren mealcileri yalanlamış oluyor..Nur 2 zinanın cezasıyla ilgili Nur 2 Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini konusunda o ikisine acımayın. Onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun. Nüşuza iffetsizlik anlamı yükleyen mealciler Edip Yüksel, Yaşar Nuri Öztürk, 4 Abdülaziz Bayındır 5 Hakkı Yılmaz kısmen, 6 Mustafa İslamoğlu,7 3. "Nasihat edin, olmazsa yataklarında yalnız bırakın..Böyle bir sıralama yok..Hepsi bir arada bunların" Değerlendirme Mehmet Okuyan'ın görüşü iki görüşten biridir..Diğer bir kısım alime göre ise lafzın zahiri her ne kadar mutlak olarak toplamını gösterse de ayetin özü tertibe delalet etmektedir. Zira "vâv" harfi, kuvvet yönünden farklı olan ve zayıftan kuvvetliye doğru giden öğüt, yatakta terk etme ve dövme şeklinde sıralanmış cezaların başına gelmiştir. Açıkça tederrüç basamak basamak çıkma yolunu iltizam eden bir üslup kullanılmıştır. Bu görüş Hz. Ali rivayet olunmuştur.[Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü?l-Münir, Risale Yayınları 3/51-55.] 4. "Şimdi bu 'darabe' kelimesi.. tabi herkes bunu ilk etapta vurmak diye algılıyor. Darbetmek zaten dilimizi de öyle geçmiş..İyi de bu kelime Kuran'ın kullandığı bir kelime olduğuna göre Kuran bu kelimeyi nerelerde hangi manalarda kullanıyor diye sormayacak mıyız ?" [Sonra Mehmet Okuyan Darabe kelimesinin Kuran'daki farklı kullanımlarını ve farklı anlamlarını örnekleriyle sıralıyor.] Tenkit a. Darabe kelimesinin farklı anlamlarını vermek işi yokuşa sürmektir..Bu yolla hiçbir zaman 'darabe'nin nisa 34. ayetine uygun düşen bir kaç anlamından "dövmek" anlamını dışarıda tutacak formül bulunamayacaktır..Kendisi de bulamıyor zaten..Örneğin Mehmet Okuyan bu videoda, Hakkı Yılmaz nisa suresi tefsirinde, Mustafa İslamoğlu ilgili ayetin tefsirinde dövmek anlamının varlığını inkar edememiştir..Sözlüğe başvurma taktiğiyle sanki senden önce kimse o sözlükleri kurcalamamış ! en fazla yapılacak şey 'darabe'nin farklı anlamlarını verip sözlüğün ilgisiz satırlarını konuya döktükten ve işin içinden çıkmayı biraz daha zorlaştırdıktan sonra içlerinden birini tercih edilen 'şanslı' anlam hüviyetiyle seçmek olacaktır..8 b. Mehmet Okuyan'ın yaklaşımı manası açık olanı manası kapalı hale getirmeye, muhkem olanı müteşabih hale döndürmeye dönük bir çabadır..Bu durumda ayetin manası çoktan seçmeli bir hale dönüşür ve böyle yaklaşan kişi cümlesini "ben böyle anlıyorum veya bu manayı tercih ediyorum" diye bitirir..Yani mesele tercihe dönüşür..Meselenin tercihe dönüşmesi, yenilikçi zihniyetin ehl-i sünnetten kaçışından başka bir şey değildir.."Sırf kendini kurtarmak" demek olan 'çözüme kavuşturulamayan hususu tercihlere havale etme' taktiği, inanmayanların nazarında Kuran'ın ilgili ayetinde problem/sorun olduğu izlenimini daha da kuvvetlendirmektedir.. 5. Biz bu kelimeye eğer bildiğimiz manada dayak manası vereceksek kim kime vuracak ? Ne kadar vuracak ? Acıtmayan yerlerine , ölümcül olmayan yerlerine, iz bırakmayacak şekilde vurmak. Buna vurmak demezler ki bunun adı okşamak..Aferim iyi yaptın bir daha yap ! manasına gelir bu işi komediye dönüştürmenin bir alemi yok.. Eleştiri Mehmet Okuyan, tedibin sembolik karakterdeki dövmesini öfkeyle işlenen 'dövme cinayetiyle' karıştırıyor..Elbette ki tedip için yapılan dövme, uyarı amacı taşır, oldukça istisnaidir, herkes için uygun değildir, fazla bir can yakma amacı gütmez..Mesajın algılanmasına yetecek olandan fazlası amaca hizmet etmeyeceği gibi problemi derinleştirecek aksülamellerle neticelenir.. Ama öfke ile yapılan 'hayvani dövmede' Hatırlayalım Allah Resulü 'Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz' buyurmuştur, yaralama dahil can yakma, öfkeyi teskin, hıncını alma, zarar verme gibi 'hayvani gayeler' esastır Dövmek en son ve mecburi istikamet neticesi ruhsat verilen bir hareket tarzıdır. Birinci ve ikinci maddelerin fayda vermediği yerde kullanılır. Yani istisnai bir durumdur. Başka türlü yola gelmeyen ve fıtratı ancak dövmekle yola gelmeye müsait olanlara tatbik edilebilir. Döverken de, canını fazla yakmayacak ve bilhassa yüze vurmaktan da kaçınacaktır. Zira Allah Resulü "Vetteki'l-veche -Yüzden sakın." buyurur. Yüz, Cenâb-ı Hakk'ın rahmâniyet ve rahîmiyetini temsil eden en parlak aynadır. Yüzde o manaya ait çizgiler vardır, dolayısıyla yüze vurulmamalıdır. Haddizatında dövmekten gaye, onun onur ve gururunu harekete geçirmektir. Bunu temin için en asgari ölçü neyse o kullanılmalıdır. Ben, şu satırların yazıldığı sırada elli küsur yaşındayım. Ve ilkokul öğretmenimin hafifçe kulağımdan tutup, "Sen de mi?" deyişini hâlâ hatırlıyor ve hatırladıkça da içimde o tedipten aldığım nasihati aynen o günkü gibi hissediyorum. Kadını dövme, ıslah için başvurulan en son çaredir, dedik ve kat'iyen can yakıcı olunamayacağını da ilave ettik. Burada şu noktayı da belirtmemiz icap edecektir. Islah düşüncesinin dışında ve can acıtıcı şekilde dövmelerde, erkek Allah katında mesul olur ve bu şekildeki davranışlar da kat'iyen caiz değildir. Nasıl ki nasihatle onun düzelmesini düşünüyor, nasihat ediyor ve nasihatin bütün yollarını kullanıyoruz, nasıl ki yatağını terk etmekle ona karşı boykot yapıyor, fakat gururunu, onurunu kırmıyor, onu mahcup etmiyor ve sadece salâhını düşünüyoruz, aynen öyle de, şayet, hafif bir dövmekle düzelecekse, o zaman da onu tatbik edeceğiz. Yoksa, bana baş kaldırıyor, serkeşlik yapıyor diye, hayvan döver gibi onu dövmek; maksadı, manası, hedefi olmayan, cahilce ve acemice bir harekettir ki, Allah katında insanı muhakkak mahcup ve mesul eder. Bu, bütün terbiye şekilleri için de geçerli bir husustur. Mesela bir hoca talebesini, tedip ve ıslah gayesinin ötesinde dövemez, aksi hâlde o da mesul olur. 9 6. "Burada söylenmek istenen şey kısa süreli ayrılık demektir.. Yataklarından ayrılmayla alakalı bir eylemdir..O da kısa süreli ayrılık demektir. Bunu peygamberimiz hayatında zaten yaşamış..Hz. Aişe ile ilgili yaşadığı bir olayda Hz. Aişe böyle sıkıntılı bir ortamda Peygamberimizin ona inanmamasını problem ederek bıraktı, babasının evine gitti bir süre...O işte geçici ayrılık demektir.." Eleştiri a. Diyaloğun en sıkıntılı yerlerinden biri de burası..Bu kısımda Mehmet Okuyan affedilmez hatalar yapıyor..Mehmet Okuyan'ın yaklaşımına göre Allah Resulü Hz. Aişe'ye inanmıyor..Bu Allah Resulüne iftiradır ...Bunun üzerine Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- kalktı ve Abdullah b. Ubey b. Selul'un kendisine eziyet ettiğini belirterek bu sıkıntıdan kurtarılmasını istedi . Minberde iken şöyle dedi "Eşim hakkında dedikodular çıkararak bana eziyet eden bu adamı kim başımdan savacak? Allah'a andolsun ki, eşim hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyorum. Sözünü ettikleri adamın da sadece iyiliğini biliyorum. Bensiz evine girmiş değildir." 10 b. Yenilikçi-mealcileri takliden nüşuz yerine iffetsizlik anlamını koyduğumuzda Ayet-i kerime meali şöyle oluyor "İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın." Mehmet Okuyan'a göre Hz. Peygamber ayeti uyguladığına göre -haşa- Hz. Aişe'nin iffetsizliğinden şüphelendiği için onu babasının evine göndermiş oluyor..Ayet, erkeğin alması gereken tedbirlerden bahsettiğine göre eğer Allah Resulü bu amaçla göndermemişse Hz. Aişe'nin kendi talebiyle gitmek için izin istemesi de ayetin uygulanışına delil olarak verilmemesi gerekirdi..Her iki durumda da Mehmet Okuyan'ın verdiği örnek problemler ihtiva ediyor.. c. Sünnetten örnek getiren Mehmet Okuyan, güya sünneti kabul ediyor gözüküyor..Oysa sünnette kadınların hafifçe dövülebileceğine dair hadis-i şerifler de vardır.. 7. "Nüşuz, nisa 128. ayetinde de geçiyor..[Orada da erkeğin nüşuzu var] Peki o zaman kadın erkeğe mi dayak atacak. ? Yani evi tımarhaneye mi çevirecek ?" Cevap Mehmet Okuyan, açıkça Kuran ayetlerinin muhteva farkını görmezden geliyor..Nisa 34, kadının nüşuzundan ve buna karşılık erkeğin alması gereken tedbirlerden bahsederken, Nisa 128 erkeğin nüşuzundan ve bununla ilişkin kadının yapabileceği şeylerden bahsediyor..Kadın ile erkeğin eşitliğini, erkeğin kadından üstün olmadığını, kadının erkeğe itaat etmesinin gereksizliğini savunanlar her iki ayette de nüşuz kelimesinin geçmesinden hareketle iki durum arasında paralellikler kurmaya çalışıyor..Oysa durum onların savunduğu gibi olsaydı yani kadın ve erkek zevc ve zevce konumlarıyla eşit olsaydı yani kadının nüşuzu erkeğin nüşuzuyla aynı olsaydı 11, Cenab-ı Hakk'ın bunu iki ayette zikretmesine ve her iki ayette farklı çözümler nazil olmasına gerek kalmazdı..Bu kısmını mealciler sorgulama lüzumu hissetmiyor..Dahası nisa 34, erkeğe 'önce nasihat et, sonra yatakta onları yalnız bırak' derken aynı şey kadın için neden söylenmiyor ? Kadın neden erkeğe nasihatle sorumlu tutulmuyor? Neden aktif tepki sayılabilecek 'yatakta eşi yalnız bırakmak' uygulaması kadına önerilmiyor ? Neden kadın erkeği evine gönderemiyor ? Hani her yönüyle eşittiler ? Nisa 128 te ise bambaşka bir çerçeve çiziliyor "Eğer bir kadın, kocasının zulüm ile eziyet etmesinden veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için de sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır." Eşlerin aile organizasyonundaki hiyerarşik yetkileri farklıdır..Nisa 34'te belirlenen bu farklılık eşlerin aile içinde üstendikleri sorumluluğun farklı olmasından kaynaklanıyor..Erkek kadının geçiminden sorumludur; kadın erkeğin değil.. Üstlenilen ilave sorumluk erkeğe belli bir imtiyaz sağlar kadının erkeğine itaati. Nüşuz, bir açıdan kadının erkeğe, erkeğin de kadına karşı sorumluluklarını yerine getirmemesidir..Sorumluluklar farklı olduğu için 'nüşuzlar' da farklıdır..Kadının erkeğe itaat sorumluluğunu yerine getirmesine kadının nüşuzu; erkeğin koruyup gözetmeyi, iyi davranışı, sadakati terk etmesi de erkeğin nüşuzudur.. Bu çerçevede, Mehmet Okuyan'ın kadının erkeği dövmesi meselesine girmesi meseleleri birbirine karıştırmak ve dolayısıyla bir cehalet örneğidir. Kuran'ın sadece kadının nüşuzundan bahseden nisa 34. ayetinde 'darabe' geçmektedir..Erkeğin nüşuzundan bahseden nisa 128'de darabe yoktur.. 8. "Neden bir tane anlamı öne çıkarıyoruz ? Maksat budur ama şimdi dövmeyi çok savunamayız , böyle hafif olsun acıtmadan olsun , öyle olsun böyle olsun işte buna insanlar gülüyor." Cevap a. Mehmet Okuyan'ın veya ateistin veya konuya hakimiyeti bulunmayan herhangi bir başka cahilin gülmesinin hiç önemi yoktur..Dövmenin hafif olması müfessirlerin uydurduğu bir şey değildir ki bu husus onlar aleyhinde eleştiri malzemesi yapılsın ? Yukarıda gördüğümüz gibi müfessirler bu noktada hadis-i şeriflere başvurmuşlardır. Sünnette gelen uygulama böyledir.. b. Dövmeyi çok savunamayız meselesine gelince tam aksine Kuran'ın herhangi bir ayetini ve 'ilgili ayetin kapsamında' dövmeyi de savunmamız gerekiyor.. Şu kadarını söyleyeyim ki ; 1. Kuran'daki dövme tedip içindir; bir iki hafif vurmadır, dolayısıyla bu kadına şiddet ve yaralama kapsamına kesinlikle girmez..Kuran'ın ilgili ayetini aklına yatıştıramayan münekkit, medyadan gördüğü kadına şiddet haberlerinin hıncını Allah'ın ayetlerinden çıkarmaya çalışıyor.. 2. Tedip için olan dövme, ıslah gayesi ve merhamet hissi ile ölçülü yapılmalı, öfke deşarjına dönüşmemelidir..Nisa 35 göz önünde tutulduğunda evliliği kurtarmak gibi özel bir gaye adına uygulandığı da söylenebilir.. 3. Her kadına dövme fayda vermeyeceği için burada da sonuç alınabilme ihtimali /kanaati varsa düşünülmelidir.. 4. En önemlisi ise toplumda bin vakanın diyelim ki 999'u tedip değil öfke ve kadına yönelik şiddet, yani hayvani dövmedir..Kuran'ın nasihat, yatakları ayırma ve dövme aşamalarını tertip/sıralama dahilinde ele alırsak bu 999 vakanın faili eşini dövmek için herhangi bir yol bulamayacak, Kuran'dan vize yerine men alacaktır..Kadına şiddet ve eziyet mahreçli bu girişimlerin önüne nisa 34 dikilir..Ve "önce nasihatten başla" der..Öfke yatışır. Bu hışımla kalkan elin Allah korkusuyla indirilmesi demektir..Yani ilginç bir şekilde Kuran'da dövmeyi meşru kılar gibi gözüken ayet toplumda kadına şiddeti hemen hemen bitirecek bir tedbir haline dönüşüyor.. 5. Şöyle bitiriyor Dövme; nisa 35 hesaba katıldığında ancak "evliliği kurtarmak için" başvurulur/başvurulmalıdır..Ayet mealen erkeğe şöyle diyor * Böyle bir gayen yoksa uzak dur !, *-Başka çare kalmamışsa başvurulur- Başka çaren varsa uzak dur !, *-Öfkeyle ve hınçla değil tedip için başvurulur- Öfkeliysen, ve derdin sadece kadını incitmek ve onun canını yakıp öfkeni dindirmek ise bu iş sana günah kazandırır. Günaha girmek istemiyorsan sakin ol! * -Dövmek müspet bir sonuç verecekse uygulanır- Eğer müspet sonuç alma ihtimali göremiyorsan buna girişme..Aksi takdirde zaten kötüye giden ilişkiyi daha da çıkmaza sürüklersin.. * Bu kriterleri gelişigüzel seçilmiş bin tane dayak vakasına uygularsan göreceksin ki eşlerini dövenler Kuran'ın öğütlerine uymuyorlar; aksine şeytanın telkiniyle hareket ediyorlar..Sarhoş sürücünün cezasını trafik kurallarına sıkı sıkıya bağlı sürücüye kesmek adalet midir ? 6. Bu yüzden, "gelin 'dayak ayetini' uygulayalım" demek "gelin kadına şiddetin, gelişigüzel/hayvani dövmenin, öfke ve sinir saikiyle kadına savaş açmanın, merhametsizce hırpalamanın önüne geçelim, vakayı binden bire indirelim" demektir.. 7. Bu doğrultudaki Reşad Halife'nin yaklaşımı doğrudur.. Ayette son alternatif olarak kadını dövün...Erkekler kadınları yapmalarını istedikleri şeyi yapmadıklarında dövebilirler..Allah kadınları dövmeyi en uygun psikolojik yaklaşımla yasaklamaktadır..Örneğin eğer ben senden X marketinden alış-veriş yapmamanı istesem, Y ve Z marketlerinden alış veriş yapmanı istesem ve ancak son çare olarak X marketten alış veriş yapmana razı isem, pratikte bu seni kırmada, üzmeden X marketinden alış-veriş yapmanın sonlandırılması anlamına gelecektir..Aynı şekilde Allah ta ilk önce kadın dövmenin alternatiflerine yönlendirip onu diğer alternatiflerle meşgul eder..Bu surenin ana teması kadın hakları ve kadına şiddetin ve baskının önlenmesi olduğu unutulmamalıdır..O nedenle yorumlar kadınların lehine yapılmalıdır..Bu surenin ana teması kadını korumaktır.." 12 8. Yukarıda sıralanan müspet neticeler muhtemel değilse dayak, "mübah görünümlü günah" demektir..Allah Resulü'nün emir buyurduğu gibi uzak durmak en doğrusu olacaktır..Görüldüğü gibi her şey yerli yerinde ve ölçüsünde uygulandığında tiryak olabilecek bir uygulama aşırı dozda ve talimat dışına taşıldığında zehir haline getirilmiş oluyor.. 9. Mealcilere göre nüşuzun iffetsizlik olduğunu görmüştük..Dövülen bin kadından kaçında sebep iffetsizliktir ? Demek ki mealcilerin meallerine göre düşünsek te yine benzer çıkarımları yapabileceğiz.. Edip Yüksel'in nisa 34 meali şöyle Erdemli kadınlar, Tanrı'nın yasasına boyun eğer ve ALLAH'ın korumasını emrettiği onur ve iffetlerini tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Ayet mealine 'çıkarın' yerine 'dövün' kelimesini yerleştirdiğimizde dövmek için gerekli koşulun kadının iffetsizliğine bağlı olduğunu anlarız..Bu da gelişigüzel dövme vakalarının elimine edilmesi ve sadece iffetsizliğe/zinaya/yabancı erkekle flörte dönük bir darbın cevazı anlamına geliyor.. 10. İslamoğlu'nun yaklaşımıyla Nisa suresinin 34. ayetindeki felyedribuhunne Doğrusu vadrıbû-hunne ayeti dövün manasına gelir. Ne yapalım yani şimdi, kalkıp ta hık mık mı edelim ? Darabe fiilinin Arap dilinde 20 manası var..Kuran'da bile 11 manaya gelir..Ama dövün manasına gelir öncelikle.. Nüşuz, artık gözü dışarıda demek..Biri böyle yapsa ne yaparsınız? Vururum sorun vurur der..Kuran ne diyor ? Öğüt ver, ondan sonra yataklarını ayır ondan sonra hafifçe döv..Bu ne demek ilk aklınıza gelen sopa olmasın. Önce bir öğüt verin..Ondan sonra sırasıyla cezai şey uygulayın ..Ondan sonra dövecekseniz hafifçe dövün..Hiç dövmüyorsanız elinize kızılcık sopası alın eşek sudan gelinceye kadar..Bu manaya değil ki..O çıkarın manasına gelin, boşayın manasına da gelir..Böyle bir şey hissetseniz, hanıma sorsanız seni hafifçe döveyim mi yoksa çıkarayım mı? Ne der hanım? 13 Demek ki Mehmet Okuyan Hilal TV'den kankası İslamoğlu'nu da tekzip etmiş oluyor.. c. Hafifçe dövmek, kadını incitmekse kadını evine göndermek ve evin içinde kalması gereken bu geçimsizliği konu-komşu, yakın-uzak eş-dost, akraba herkese duyurmak kadının daha fazla hem incinmesine hemde onurunu/ gururunun kırılmasına sebebiyet verir..Aile içindeki tatsızlıkları dışarı taşırmamak en iyisidir..Mehmet okuyan benzeri mealciler ise aile mahremiyetini canlı yayınla ihlal etmeyi öneriyorlar.. d. Eğer bakıma muhtaç çocuklar varsa problem katlanarak büyüyor ve masumlara sirayet ediyor Diyelim ki eşini bir ay babasının evine gönderdin, çocukların durumu ne olacak ? Babanın yanında mı yoksa annede mi kalacak ? Onların eşyalarıyla beraber baba evine ufak bir göç gitmesi mi gerekecek? Mehmet Okuyan, videoda "sıkıntı üstüne sıkıntı" derken önerdiği muhteşem! sistemin dezavantajlarına da biraz kafa yorsaydı keşke..Hiçbir günahı olmayan çocukların yaşayacağı sıkıntıyı, kadının dibe vuran moralini, problemi etrafa duyurmanın verdiği ekstra huzursuzluğu, kaynana ve kaynatanın kaçan neşesini de denkleme dahil edip onları da dede ve ninelerin evine gönderme şeklinde çözüm üretseydi tam olurdu..Madem ki evden çıkarmak çözüm, herkesi müteselsilen başkalarının evine göndersin. e. Biz olaya teşvik değil tecviz meşruluk, idealite değil realite açısından bakıyoruz..Teşvik edilen husus ve ideal olanı ise eşlerine ve hatta hiç bir cisme sert şekilde vurmayan Allah Resulünün sünnetidir.. Ayıplarını insanların yüzüne vurmazdı O. Hoşlanmasa dahi bazı hallerinden, insanların arasında onları üzmemek için susmayı tercih ederdi. Bunu da Enes bin Malik anlattı bize ?Bir gün Allah?ın elçisinin huzuruna bir adam geldi. Sürdüğü sarı renkli bir koku yüzünden rengi değişmişti. Bu durumdan hoşlanmamasına rağmen bir şey söylemedi ona Peygamber. Zira O, bir kimsenin üzüleceği şeyi yüzüne karşı söylemez ve kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı.? Sadece kelimeleriyle değil, eliyle de dövmedi kimseyi. Sevgili eşi Ayşe annemizden işittik bunu ?Resulullah Hazretleri gazalar dışında mübarek eliyle hiçbir şeye vurmamıştır. Ne bir hizmetkârına vurdu ne bir eşine.? 14 Muhtemelen o tüm mahlukattan Allaha giden zikri işitiyordu ve zikrini işittiği bir cisme vurmaktan imtina ediyordu.. *** 1 2 3 4 5 6 Nisa 34 Dik kafalılık yaparak kendisini taciz ve tecavüz riskine atmasından korktuğunuz kadınlara da.. 7 Nuşüz, artık gözü dışarıda demek..Biri böyle yapsa ne yaparsınız? Vururum sorun vurur der..Kuran ne diyor ? Öğüt ver, ondan sonra yataklarını ayır ondan sonra hafifçe döv..Bu ne demek ilk aklınıza gelen sopa olmasın. Önce bir öğüt verin.. Demek ki nüşûzu biz eşlerin birbirlerine karşı sadakatlerinin ve geçimsizliklerinin ortaya çıktığı bir ahlaki zaaf hali olarak anlamamız gerekiyor. 8 Kur?an'da da kullanıldığı gibi Arap dilinde de çok sık kullanıldığı gibi, sadece vurmak, dövmek anlamına değil, çıkarmak, ayırmak, göndermek anlamına da kullanıldığı düşünülebilir. 9 10 11 12 13 14 99 Rüyada Kadın Memesi Görmek Rüyada kadın memesi görmek erkeğin gördüğü bir rüyaysa eşinin veya kızının bir temsili olabilir. Yani memede gördüğü güzel ya da çirkin, normal ya da anormal her durum, hanımının veya kızının son durumuyla ilgili ipuçları verir. Kısır bir kadın rüyad... 99 Rüyada Erkeğin Doğum Yapması Rüyada erkeğin doğum yapması, rüyayı gören erkek için sıkıntılarından arınacağı mutlu bir yaşam mânâsına gelebilir. Ancak bazı rüyalar kimi zaman olumlu yorum taşırken kimi zaman da olumsuz olarak tabir edilirler. Herhangi bir sıkıntısı olmayan durum... 99 Rüyada Siyah Elbise Giyen Kadın Görmek Rüyada siyah elbise giyen kadın görmek, emek verdiğiniz işlerde güzel bir noktaya ilerleyeceğinizin simgesi olacaktır. Ferahlığın sizden yana olmasına delalet eder ve kendinizi iyi hissedeceğinizi de göstermektedir. Başkalarıyla çok iyi anlaşacağınız... 99 Rüyada Kadın Memesi Emmek Rüyada kadın memesi emmek, değişik biçimlerde yorumlanabilen bir durumdur. Rüyadaki işaretlerin olası erotik anlamları bir kenara bırakılırsa bolluk ve berekete yorulur. Gelecek yüklü miktarda bir parayı işaret edebileceği gibi, hayırlı bir kısmeti d... 99 Rüyada Kadın Görmek Rüyada kadın görmek, parasal konularda en ufak bir problemi dahi yaşamayacağınızı işaret edecektir. Şansınızın hep iyiye gideceğinin de bilgisini verir. Çok galip olacağınız dönemlere delalet etmektedir ve huzursuzlukları da yenecek olmanıza tabir ed... 99 Rüyada Yaşlı Kadın Görmek Rüyada yaşlı kadın görmek, kendi kurallarınızı belirleyerek uzun bir ömre sahip olmak için atacağınız adımlara delalet etmektedir. Çok temkinli davranacağınızı gösterir ve asla acele etmeyeceğinizin de bilgisini vermektedir. Tüm kederlerinizin üzerin... 99 Rüyada Doğum Yapan Kadın Görmek Rüyada doğum yapan kadın görmek, çok hayırlı olayların içerisine gireceğinizi simgelemektedir. Kederleri üzerinizden atacağınızın bilgisini vermekte olan bir rüya şeklinde yorumlanır. Emellerinize ulaşacağınızı yansıtmaktadır ve problemlerinizin de b... 99 Rüyada Mavi Elbise Giymiş Kadın Görmek Rüyada mavi elbise giymiş kadın görmek, hiç zorlanmadan tüm aşamalarda iyi bir yere geleceğinizin bilgisini vermektedir. Şanslı ve kısmetli günlerinizin olmasına delalet eder ve yüksek bir morale kavuşacağınızın bilgisini vermektedir. İşlerinizi asl... 98 Rüyada İki Erkeğin Kavga Etmesi Rüyada iki erkeğin kavga etmesi, mutsuz olacağınızın bilgisini verir ve işlerinizin de aksayacak olmanıza delalet etmektedir. Zorluk ve stres içerisinde kalacağınızın bilgisini vermekte olan rüyalardan birisi şeklinde tabir edilecektir. Bunalımın çok... 90 Rüyada Erkeğin Bebek Emzirdiğini Görmek Rüyada erkeğin bebek emzirdiğini görmek, her fırsatın sizden yana olmasına işaret edecek olan bir rüyadır. Rahatsızlıklarınızdan sıyrılacağınıza tabir edilecektir. Nimetlerin bol olacağını gösterir ve olumlu bir hayatınızın olmasına işaret eder. Şika... Yukarıdaki liste erkeğin kadın memesi emmesi rüyası ile çok yakın ilişkiler kuran rüyaları gösterir. Görünen puanlar bu rüya tabiri ile ilişki içinde olan rüyaların benzerlik skorunu yansıtır. Listede en yakın rüya kadın memesi görmek iken, en uzak ilişkili rüya, erkeğin bebek emzirdiğini görmek olarak görülebilir. İslam'da kadın ve erkeğin birbirlerine karşı görevlerini konu edinen ayet ve hadis-i şerifleri, açıklamalarıyla beraber Riyazü's Salihîn'den yararlanarak bir araya ve erkeğin birbirlerine karşı görevlerini anlatan âyet ve hadisler... KUR’AN’DA KADIN VE ERKEĞİN BİRBİRLERİNE KARŞI GÖREVLERİ “Kadınlarla iyi geçinin.” Nisâ sûresi, 19 İnsanlarla iyi geçinmek için önce onlara güzel ve tatlı söz söylemek, sonra da elden geldiğince iyi ve nâzik davranmak gerekir. Peygamber Efendimiz’in ortaya koyduğu ölçüye göre insanların en hayırlısı, aile fertlerine karşı iyi davrananlar, onlarla iyi geçinenlerdir. Bu ölçüyü iyice pekiştirmek isteyen Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, aile fertlerine en iyi davranan kimsenin kendisi olduğunu belirtmiştir Tirmizî, Menâkıb 63; İbni Mâce, Nikâh 50. Resûlullah Efendimiz’in hanımlarıyla gülüp şakalaşması, akşamları zaman zaman hanımlarından birinin evinde diğer eşlerini de toplayıp onlarla birlikte yiyip içmesi, şakalaşması, Hz. Âişe ile -bilindiği kadarıyla- iki defa koşu yapması, Habeşlilerin gösterilerini seyretmeye onu dâvet etmesi ve hatta zaman zaman hanımlarının kaprislerine katlanması âyet-i kerîmede tavsiye edilen iyi geçimin en güzel örnekleridir. Kadınlara iyi davrananların değerli kişiler, kötü davrananların ise âdî kimseler olduğu; insanın evinde çocuk gibi, fakat dışarıda erkek gibi davranması gerektiği İslâm büyükleri tarafından ortaya konmuş sağlam ölçülerdir. “Hanımlarınız arasında adaleti sağlamak için ne kadar uğraşsanız da bunu başaramazsınız. Bâri onlardan birine aşırı gönül verip de ötekini kocası yokmuş gibi büsbütün ortada bırakmayın. Eğer iyilik yapar ve günahtan sakınırsanız, Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Nisâ sûresi, 129 Birden fazla kadınla evlenen kimse, eşleri arasında adaleti ve eşitliği sağlamak zorundadır. Yemelerinde, içmelerinde, giyim ve kuşamlarında fark gözetmeyecektir. Herbirinin yanında aynı miktarda kalacaktır. Bunları yapmak zaten o kadar zor değildir. Fakat eşleri aynı derecede sevmek mümkün değildir. Sevgiyi aynı oranda paylaştırmak insanın tabiatına da aykırıdır. Bu sebeple Allah Teâlâ birden fazla kadınla evlenen erkeklere, eşlerini aynı derecede sevme mecburiyetini getirmemiştir. KADIN VE ERKEĞİN BİRBİRLERİNE KARŞI GÖREVLERİ İLE İLGİLİ HADİSLER Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum; vasiyyetimi tutunuz. Zira kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır. Eğri kemiği doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan, yine eğri kalır. Öyleyse kadınlar hakkındaki tavsiyemi tutunuz.” Buhârî, Enbiyâ 1, Nikâh 80; Müslim, Radâ’ 60. Ayrıca bk. Tirmizî, Radâ` 11, Tefsîru sûre 9 2; İbni Mâce, Nikâh 3 Buhârî ile Müslim’deki diğer bir rivayete göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Kadın kaburga kemiği gibidir. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin.” Buhârî, Nikâh 79; Radâ` 65 Müslim’deki bir başka rivayete göre ise Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle de faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır.” Müslim, Radâ` 59 Açıklamalar Kadının neden yaratıldığı konusu çok tartışılmıştır. Aslında bir insan olarak kadının da tıpkı erkek gibi topraktan yaratıldığında şüphe yoktur. İslâm âlimlerinin bu konu üzerinde uzun uzun durmasının sebebi, Peygamber Efendimiz’in bu hadisidir. Hz. Peygamber “kadın kısmı kaburga kemiğinden yaratılmıştır” derken acaba bunu gerçek mânasında mı söylemiştir? Yoksa bu sözle kadının hırçınlığını ve istenen kıvama zor geldiğini mi anlatmak istemiştir? İşte bu soruların kesin cevabı bilinmemektedir. Siyer âlimi İbni İshâk’ın haber verdiğine göre Peygamber Efendimiz’in amcasının oğlu Abdullah İbni Abbas “Havvâ Âdem aleyhisselâm uyurken, onun sol tarafındaki kaburga kemiğinden yaratılmıştır” demiş ibni Hacer, Fethü’l-bârî, IX, 219. Fakat güvenilir hadis kitaplarında bu konuda doyurucu bilgi yoktur. Erkekle kadının yaratılışını Kur’ân-ı Kerîm şöyle anlatmaktadır “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini meydana getiren, ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının” [Nisâ sûresi 4, 1]. Bu âyet Hz. Havvâ’nın Hz. Âdem’den yaratıldığını bildirmekle beraber, onun kaburga kemiğinden meydana getirildiğini haber vermiyor. Bizi bu konuda tereddüde sevk eden husus Peygamber Efendimiz’in “Kadın tıpkı kaburga kemiği gibidir. Kemiği doğrultayım dersen kırarsın. Eğer ondan faydalanmak istersen bu hâliyle faydalanabilirsin” buyurmasıdır. Acaba Resûl-i Ekrem Efendimiz bu hadisiyle şunu mu anlatmak istemiştir Kadın kaburga kemiğinden yaratıldığı için huyu da kaburga kemiği gibi biraz eğricedir. Ona istediğiniz şekli veremezsiniz!.. Hadîs-i şerîfin bize öğretmek istediği nedir? Efendimiz bize kadının yaratılışına dair biyolojik bilgi vermek istememiştir. Bize kadınla nasıl geçinmek gerektiğini anlatmıştır. Dövmekle sövmekle kadını arzu edilen şekle koymanın mümkün olmayacağını belirtmiştir. Hiddet ve şiddet yerine, ülfet ve şefkat yolunu tutmayı tavsiye etmiştir. Kadına ancak bu yolla yaklaşmanın ve ona tesir etmenin mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Aile yuvasının huzuru, ailedeki fertlerin saâdeti için tutulacak yol budur. Fakat kadının dünyasına ve âhiretine zarar verecek hususlarda doğruyu anlatmak ve ona yardımcı olmak gerekir. Zaten Allah Teâlâ, doğruyu bulmakta aile fertlerinin birbirine yardımcı olmasını tavsiye ederek “kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyunuz” [Tahrîm sûresi 66, 6] buyurmaktadır. Bazı âlimler hadîs-i şerîfteki “Kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır” ifadesini, kadının en problemli tarafı dilidir, şeklinde yorumlamışlardır. Kadının cehenneme dili yüzünden gireceğini belirten şu hadîs-i şerîf bu yorumu desteklemektedir “Siz çok lânet eder ve kocanızın iyiliklerini görmezden gelirsiniz” Buhârî, Hayız 6. Lânet ve iyiliği inkâr dille yapılır. Kocasının maddî durumunu düşünmeden konu komşuda gördüğünü kendi evinde de isteyen, dediği olmazsa hırçınlaşan, aile sırlarını olur olmaz kimselere açan, sağda solda dedi kodu yapan kadın bütün bu kötü davranışları diliyle yapar. Şu hâle göre “kaburga kemiğinin en eğri yeri üst tarafıdır” sözünü dil olarak anlamak mümkündür. Hadisten öğrendiklerimiz 1- Erkekler kadınlardaki bazı kaprislerin tabii olduğunu düşünerek onlara karşı anlayışlı davranmalıdır. 2- Kadında kusur olarak görülen hususları düzeltmeye kalkmak, aile içinde huzursuzluğa ve dolayısıyla mutsuzluğa yol açabilir. Bu sebeple en iyisi, bağışlanabilecek kusurlara göz yummaktır. “Kadınlarla iyi geçinin” âyetiyle emredilen de budur. PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİKLE İLGİLİ NASİHÂTLERİ Abdullah İbni Zem`a radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm’ı birgün hutbe okurken dinledi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Sâlih aleyhisselâm’ın dişi devesinden ve onu öldüren adamdan bahsederek “Onların en azgını ileri atıldı” âyetini okudu ve Semûd kavminde gücü kuvveti ile tanınan ve son derece fena olan bir adam deveyi öldürmek için ileri fırladı, diye açıkladı. Sonra kadınlardan bahsetti. Onlar hakkında nasihat ederek şöyle buyurdu “Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır.” Sonra yellenmeden ötürü gülmemelerini tavsiye ederek şöyle buyurdu “İnsan bizzat kendisinin de yaptığı bir şeye ne diye güler?” Buhârî, Tefsîru sûre 911; Müslim, Cennet 49. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre 91; İbni Mâce, Nikâh 51 Açıklamalar Resûl-i Ekrem Efendimiz’in bu hutbesinde üç konuya temas ettiği görülmektedir. Birinci konu, Semûd kavminden bazılarının yaptığı azgınlıklardır. Semûd kavmi Hicr şehrinde oturuyordu. Onlara peygamber olarak Sâlih aleyhisselâm gönderilmişti. Sâlih peygamberi dinlemediklerini görünce Allah Teâlâ onları önce dişi bir deve ile imtihan etti. Görünüşte diğer develerden farkı olmayan bir deveyi mûcizevî bir şekilde onlara gönderdi. Şehirde bir kuyu vardı. Herkes içme suyunu buradan sağlıyor, hayvanlarını bu kuyudan suluyordu. Sâlih aleyhisselâm’ın onlara bildirdiği ilâhî emre göre kuyudan birgün deve içecek, ertesi gün kuyuyu kendileri kullanacaklardı. Devenin kuyudaki suları bir defada içip bitirmesi Semûd halkını pek öfkelendiriyordu. Bu azgın insanlardan birkaç tanesi bir araya gelerek Bu iş böyle gitmez. Bu deve kuyunun suyunu içip kurutuyor. Hayvanlarımız susuz kalıyor. En iyisi hem bu deveyi, hem Sâlih’i, hem de ona iman edenleri öldürelim diye anlaştılar. Efendimiz, diğer rivayetlerden öğrendiğimize göre, deveyi öldüren kimseyi bu hadisin râvisi Abdullah İbni Zem`a’nın dedesi Ebû Zem`a’ya benzetti. Ebû Zem`a’nın adı Esved olup müslümanlarla alay ederdi. Aşere-i mübeşşereden Zübeyr İbni Avvâm’ın amcasıydı. Oğlu Zem’a Bedir Gazvesi’nde müşriklerin safında canverdi. Onun oğlu ve hadisimizin râvisi ise çok değerli bir sahâbî idi. Ölüden diriyi yaratan Allah, onların soyundan böyle değerli bir insan çıkarmıştı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Sâlih’in devesini öldüren günahkâr adamın tıpkı Ebû Zem`a gibi güçlü kuvvetli ve kavminin içinde sözü dinlenen biri olduğunu söyledi ve onun deveyi öldürmek için nasıl ileri atıldığını tasvir etti. Neml sûresinin 48-52. âyetlerinde anlatıldığı üzere Sâlih peygamber ile ona iman edenler aleyhindeki komplo sonuç vermedi. Allah Teâlâ peygamberiyle birlikte dört bin mü’mini kurtardı; Semûd diyarını da içindeki imânsızlarla birlikte helâk etti. Efendimiz’in temas ettiği ikinci konu, kadınların haksız yere dövülmesidir. Birbirine gönül vermiş, birbirinin mahremiyetine girmiş, dert ve sıkıntılara birlikte göğüs germiş iki hayat arkadaşının birbirini anlayıp hoş görmesi gerekir. Bir erkeğin eşini dövmesi demek, huzurunu kendi elleriyle yok etmesi demektir. İnsan dış âlemin sıkıntılarından kaçarak huzur bulma arzusuyla sığındığı bir yuvayı nasıl yıkabilir? Bu ne kadar mânasız bir davranıştır. Peygamber Efendimiz burada, aile ilişkilerinde psikolojik duyguların ihmâl edilemeyeceğine temas etmekte ve belki de aynı gece beraber olacağı eşini insan nasıl dövebilir? diye hayretini belirtmektedir. Ahlâk dışı bir hareket yapan kadını, aşırı olmamak şartıyla ve onu yola getirmek düşüncesiyle dövmeye Allah Teâlâ izin vermiştir [Nisâ sûresi 4, 34]. Peygamber Efendimiz işte bu izne dayanarak kadının bir miktar hırpalanmasına göz yummuştur. Fakat kendisi hayatı boyunca hiçbir hizmetçiyi dövmemiş, hiçbir hanımına tokat atmamış, hiçbir kimseye eliyle vurmamıştır. Bunu on yıllık eşi Hz. Âişe söylemektedir İbni Mâce, Nikâh 51. Kadını dövmek şöyle dursun, kocasının ona küsmesini bile doğru bulmayan bir Peygamber’in kadının birazcık hırpalanmasına izin vermesinin önemli bir sebebi vardır. O da öğütten ve yumuşak davranıştan anlamayan bazı kadınları, yine onların yuvalarını korumak maksadıyla anlayacakları biraz sert bir yöntemle eğitmektir. Konuya 278 ve 281. hadislerde tekrar temas edilecektir. Hadisimizdeki, “Kadını köle döver gibi dövmeyiniz”, emrine bakarak, dinimizin köleyi dövmeye izin verdiği sanılmamalıdır. Köleyi efendisinin kardeşi sayan bir din, onun ezilmesine nasıl izin verebilir? Bu ifadeyle Efendimiz, kadının hür olduğunu, ona köle muamelesi yapılamayacağını anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz daha sonra bir görgü kuralına temas etmiş, yellenme gibi tabii bir olayı alay konusu yapmamak gerektiğini söylemiş, yellenen kimseyi de utandırmanın doğru olmayacağına işaret etmiştir. Büyük velîlerden Hâtem-i Esam hazretleri’nin bu konudaki bir hâli pek ibretlidir. Söylendiğine göre onun sağır anlamındaki Esam lakabını almasına şu olay sebep olmuştur Bir kadın Hâtem’e bir mesele sormak üzere gelmişti. İnsan hâli bu ya, kadıncağız elinde olmadan yelleniverdi. Sonra da yaptığına pek utandı, âdeta perişan oldu. Yer yarılsa da dibine geçsem, diye düşündü. Fakat Hâtem-i Esam hazretleri kadını utandırmamak için bu sesi duymamış görünerek Biraz yüksek sesle konuş kızım, duyamıyorum. Kulağım ağır işitiyor, deyince kadın rahatladı. Sanki dünyalar onun oldu. Hâtem’in gerçekten ağır işittiğini zannederek sevindi. Büyük veli, kadının izzet-i nefsini korumak için daha sonraları da sağır taklidi yapmaya devam etti ve bu yüzden Esam diye şöhret buldu. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kadınları eğitmek için öğüt ve nasihat yolunu tutmalıdır. 2- Yaratılışları gereği tatlı dilden değil, zorbalıktan anlayan bazı kadınları, yüzlerine vurmamak ve bir yerlerini incitmemek şartıyla eğitme yoluna gitmek mümkündür. 3- Kendisinde de bulunan hâlleri başkalarında görünce insan gülmemeli ve bunu alay konusu yapmamalıdır. KADINLARINIZA KİN BESLEMEYİN! Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” Müslim, Radâ` 61 Açıklamalar Dünyada kusursuz insan yoktur. Her insanın mutlaka birçok kusuru vardır. “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” atasözü bu gerçeği dile getirmektedir. Kadın da bir insan olduğuna göre, elbette onun da kusurları bulunacaktır. “Kusursuz güzel olmaz” denmiştir. İnsan mükemmel yaratılmamıştır. Mükemmel olan sadece Allah Teâlâ’dır. Durum böyle olunca, karısında gördüğü kusurları büyüterek ondan nefret etmeye kalkan bir kimsenin bu davranışı normal sayılamaz. Pireyi deve yaparak hayat arkadaşını tenkid etmek, insaf ölçülerine sığmaz. Kendi hatalarını görmeyen, ele çuvaldızı batırmadan önce kendine iğneyi batıramayan kimse haklı bulunamaz. İşte bu sebeple insan, bazı davranışlarını beğenmediği için karısına haksızlık etmemelidir. Onun beğendiği yanlarını hesaba katmalı, iyi taraflarını görmeye çalışmalıdır. Meselâ şöyle düşünmelidir Karım biraz hırçın ama, doğrusu dindar kadındır. O kadar güzel değil ama, namuslu kadındır. Benim istediğim kadar becerikli değil ama, güzel kadındır. Meseleye bir de kadın yönünden bakalım. Aynı gerekçeler şüphesiz kadın için de geçerlidir. O da durup dururken kocasını küçümsemeye kalkmamalıdır. Beğendiği bir kimsenin meziyetlerini eşinde görememek, ona kocasını beğenmeme hakkını vermez. Çünkü Allah Teâlâ insanları yaratırken herbirine değişik özellikler vermiştir. Bazılarına da bizim bilemediğimiz sebeplerle, birkaç özellik birden lutfetmiştir. O’nun her işinde bir hikmet bulunduğu şüphesizdir. Bize düşen O’nun adaletine inanmak, hiçbir kuluna haksızlık etmeyeceğini kesinlikle bilmektir. Peygamber Efendimiz eşlerin birbirine düşmanca duygular beslemesini yersiz bulmaktadır. Birbirinin iyi yanlarını görmeye çalışmak artık fayda vermiyorsa, karşılıklı sevgi ölmüşse, eşlerden biri ötekinden soğumuşsa, demekki yuvada ciddi bir problem vardır. Yapılacak iş bu kördüğümü çözmektir. Sevgi bağlarının koptuğu bir evliliği zorla götürmek zaten doğru değildir. İki tarafa da cehennem azâbı yaşatmanın anlamı yoktur. Dünyanın sonu gelmediğine göre, herkes huyunu suyunu beğendiği ve aradığı özellikleri kendinde bulduğu bir başkasıyla evlenir, olur biter. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Eşinin bazı özelliklerini beğenmeyen kimse, onun diğer güzelliklerini görmeye çalışmalıdır. 2- Bu konuda peşin hükümlü olmayanlar, eşlerinin iyi yanlarını görebilirler. Çünkü herkesin hem kötü, hem de güzel yanları vardır. 3- Ailede bir anlaşmazlık olunca insan hisleriyle hareket etmemeli, aklını hakem yapmalıdır. İSLAM'IN KADINI EZDİĞİNİ SÖYLEYENLERE CEVAP! Muâviye İbni Hayde radıyallahu anh şöyle dedi - Yâ Resûlallah! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu -”Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin çirkin olduğunu söylememek, onları yataklarında yalnız bırakmak gerekirse, bu işi sadece evde yapmaktır.” Ebû Dâvûd, Radâ` 41. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 3 Açıklamalar İslâmiyet’in kadını ezdiğini ve ona değer vermediğini ileri sürenlere bu hadisi göstermelidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz kadının en vazgeçilmez ihtiyaçları olan yeme ve giyinme problemlerine öncelikle çözüm getirmektedir. Zira Peygamber Efendimiz’in yaşadığı devirde kadın pek önemsenmezdi. Dolayısıyla bu iki hayâtî ihtiyacı da gerektiği şekilde temin edilmezdi. Peygamberler sultanı bu ifadesiyle yeme içme, giyinip kuşanma gibi zaruri ihtiyaçlar bakımından erkekle kadın arasında fark bulunmadığını belirtmekte, herkesin karısını, kızını toplumdaki yerine göre yedirip içirme ve giydirme zorunda olduğunu ortaya koymaktadır. Kadının maddî ihtiyaçlarına çözüm getirdikten sonra onun rûhî cephesini ele almaktadır. Erkekleri, kadının hassas ruh dünyasına saygılı olmaya çağırmakta ve kadın psikolojisinin erkekten farklı ve daha hassas olduğuna dikkatleri çekmektedir. Kadın gönlünü hesaba katmayan, onu incitip kıran ve mânevî dünyasını alt üst eden kaba davranışlardan sakındırmaktadır. Kadını mânen yıpratan ve onu derinden yaralayan en acı söz, yüzüne karşı çirkin olduğunu söylemektir. Bu sebeple Peygamber Efendimiz böyle ağır ve kaba sözlerle, onun kadınlık gururunun rencide edilmesine izin vermemektedir. Evlenmeden önce her iki tarafın birbirini beğenme veya beğenmeme hakkı vardır. Ama evlendikten sonra bu konuyu tekrar gündeme getirmenin bir mânası yoktur. Bir de kadının elinde olmayan bazı sebeplerle tabii güzelliği zaman zaman gölgelenebilir. Özel hâli ve gebeliği gibi gelip geçici durumlar buna yol açabilir. Ama bu durumlar kadının elinde olmayan, ona Allah tarafından verilen özelliklerdir. Meselenin şu yönü de unutulmamalıdır İnsanlara kendini şekillendirme özelliği verilmemiştir. Herkesin yüzünü dilediği gibi yaratan Allah Teâlâ’dır. Allah’ın yaptığı bir işi, bir tasarrufu beğenmemeye kalkmak büyük küstahlıktır. Yüze vurmaya gelince, bu yasak sadece kadınlar için değil, çocuklar ve köleler için bile geçerlidir. Hatta Peygamber Efendimiz hayvanların yüzlerini dağlamayı şiddetle yasaklamıştır. Zira yüz insan şahsiyetinin simgesidir. Yüze vurmak, insana saygı göstermemek demektir. Kaldı ki, kadın için yüz ayrı bir önem taşır. Zira güzelliğini canlı tutmak üzere kadının en fazla ihtimam gösterdiği organı yüzüdür. Hadîs-i şerîfin işaret ettiği bir diğer husus da, karısına darılıp ayrı yatmak zorunda kalan bir erkeğin, bu cezayı evin dört duvarı arasında uygulamasıdır. Çünkü bu sırrın ifşa edilmesi kadının izzet-i nefsini son derece zedeler. Öte yandan yuvanın yıkılmasını isteyen bazı fesatçılara, dedi koducu kimselere fırsat verilmiş olur. “Kol kırılır yen içinde” diyenler ne güzel söylemiştir. Evliliği sona erdirmeyi gerektiren bir durum olmadıkça, dostları üzen, düşmanları sevindiren bir davranışta bulunmamalıdır. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Evin reisi olan erkek, yeme içme, giyip kuşanma konularında karısını kendisinden farklı tutmayacaktır. 2- Yüz insanın en değerli organı olduğu için erkek karısının yüzüne vurmayacaktır. 3- Çirkin olduğunu söylemek kadını çok üzen bir suçlamadır. Erkek böyle bir kaba davranışla karısının gönlünü kırmayacaktır. 4- Karısından ayrı yatarak onu cezalandırmaya kalkan bir erkek, bu işi kendi evinde yapacak ve böylece sırlarını kimseye duyurmayacaktır. EN HAYIRLINIZ KADININA KARŞI HAYIRLI OLANDIR Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” Tirmizî, Radâ` 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh 50 Açıklamalar Herşeyin en iyisi, bir ölçüye vurularak anlaşılır. Altının, gümüşün hası da böyle bilinir. İyi mü’min olmanın ölçüsü, iyi huylu olmaktır. Huyu güzel olmayanın imânı noksan olur. İnsanlara iyi davranan, herkese iyilik düşünen, hatır gönül yıkmamak için gayret sarfedenler iyi huylu insanlardır. Peygamberler, veliler ve iyi müslümanlar kabalıkları hoşgörmeye ve insanlara katlanmaya çalışırlar. Uğradıkları sıkıntıları büyütmezler. Câhillerin kaba davranışları onların şefkat ve merhamet duygularını zedelemez. İşte bu sebeple en olgun imân, öyle kimselerde bulunur. Hasan-ı Basrî hazretleri güzel ahlâkı bir cümleyle şöyle anlatır. “Güzel ahlâkın esası, iyiliği yaygınlaştırmak, kimseyi rahatsız etmemek ve güler yüzlü olmaktır.” Mükemmel imânın ölçüsü iyi huy olduğu gibi, hayırlı olmanın ölçüsü de kadınlara iyi davranmaktır. Bunu bir başka hadîs-i şerîfinde Efendimiz şöyle belirtir “Hayırlınız, aile fertlerine hayırlı olandır. Ailesine en hayırlı olanınız benim” İbni Mâce, Nikâh 50. Demekki hayırlı insan, ailesine iyi davranan, onlara karşı eli açık olan, hoşgörüsü ve güler yüzüyle onları memnun eden kimsedir. Böyle olmayanlar ise hayırsız kimselerdir. Öyleleri vardır ki, dışarıda herkese karşı hoşgörülü, nâzik ve yumuşaktır. Fakat eve gelince sanki maskeleri düşer, dünyanın en kaba, en asık suratlı ve en müsâmahasız insanı olup çıkarlar. İşte bu hâl hayırsızlığın tipik örneğidir. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in evindeki hâlini dikkate alan İmâm Mâlik çok güzel bir prensip ortaya koymuştur. Der ki “Bir kimse kendisini aile fertlerine, dünyanın en sevimli insanı olarak kabul ettirmelidir.” Peygamber Efendimiz’in hanımlarına karşı davranışlarını göz önünde bulundurarak, hayırlı bir insanın evinde nasıl davranması gerektiğini şöyle özetleyebiliriz 1- Bir koca, hanımına duyduğu sevgiyi zaman zaman dile getirmeli, ona yapmayı düşündüğü iyiliklerden sözetmelidir. 2- Eski yeni birtakım meseleleri sohbet konusu yapmalı; gördüğü, duyduğu, okuduğu faydalı bilgileri hanımına anlatmalıdır. 3- Zaman zaman şakalar yapmalı, mizâhî konulara yer vermeli, evin içinde samimi bir hava meydana getirmelidir. Peygamber Efendimiz hayatının muhtelif dönemlerinde Hz. Âişe ile koşular yapmıştır. Bu yarışlarda ilk zamanlar Efendimiz’i geçen Âişe annemiz, daha sonraları kilo aldığı için Efendimiz onu geçmiş ve “Bu, o yarışın rövanşıdır” diye şaka yapmıştır Ebû Dâvûd, Cihâd 61. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- İnsan evinde güler yüzlü olmalı; karısına iyi davranmalı ve onu anlayışla karşılamalıdır. 2- Hz. Peygamber hanımlarına iyi davranır, nazlarını çeker, onları kırmazdı. KADINLARI DÖVMEYİN! İyâs İbni Abdullah İbni Ebû Zübâb radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem - “Kadınları dövmeyiniz” buyurmuştu. Hz. Ömer Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna çıkarak - Kadınlar kocalarını dinlemez oldular, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber kadınların dövülmesine izin verdi. Bu defa birçok kadın Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarına gelerek kocalarını şikâyete başladılar. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu -”Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikâyet ediyorlar. Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız değildir.” Ebû Dâvûd, Nikâh 42. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 51 Açıklamalar “Kadınları dövmeyiniz” diye tercüme ettiğimiz hadîs-i şerîfin asıl metni “Allah’ın câriyelerini dövmeyiniz” şeklindedir. Bilindiği gibi erkek kölelere abd, kadın kölelere câriye denir. Bu ifadesiyle Resûl-i Ekrem Efendimiz, herkes Allah’ın kuludur; erkekler onun kölesi, kadınlar da câriyesidir, demek istemiştir. Köleler himâye edilmesi gereken kimselerdir. Onlar birer Allah emânetidir. Dövülemedikleri gibi, kendilerine hakaret de edilemez. Allah’ın câriyesi sayılan kadınlar da birer ilâhî emânettir. Onlara bu gözle bakılmalı ve birer ilâhî emânet gibi korunmalıdır. Görüldüğü üzere câriye sözü kadınları küçümsemek için değil, tam aksine onları himâye etmek için özellikle kullanılmıştır. Peygamber Efendimiz kadınları dövmeyi yasaklayınca, erkekler onlara karşı daha anlayışlı oldular. Fakat bazı kadınlar arkalarında Peygamber desteğini görünce şımardılar. Kocalarına karşı cür’etkâr davranmaya başladılar. Hz. Ömer bu hâli Resûl-i Ekrem’e arzetti. Resûlullah Efendimiz de âyet-i kerîmedeki dövme iznine bakarak kadınların dövülmesine izin verdi. Bu defa da erkekler aşırı davrandılar ve kadınları hırpaladılar. Kadınlar tekrar Peygamber aleyhisselâm’a sığınmak zorunda kaldılar ve kocalarını bir daha şikâyet ettiler. İşte o zaman merhametli Efendimiz, mecbur kalındığında kadınlar dövülebilir; fakat onlara sabredip katlanmak daha iyi bir davranıştır, buyurdu. Bu olay da bize gösteriyor ki, insanoğlu aşırılıktan kurtulamıyor. Kadınlar da, erkekler de orta yolu kolay kolay bulamıyorlar. Peygamber desteğini yanlarında hisseden bazı hanım sahâbîlerin erkeklere kafa tutmaya başlaması, buna karşılık kadınları dövme izni alınca, bazı sahâbîlerin fırsatı ganimet bilip ölçüyü kaçırması ne kadar ibretlidir!.. Peygamber Efendimiz’in yukarıdaki buyruklarından anlaşılan şudur Karı kocanın iyi geçinmesi esastır. Eşlerin birbirine karşı görevini yapması şarttır. Kadının bir kusuru görüldüğünde onu dövmek yiğitlik ve erkeklik değildir. Erkeklere verilen kadını hırpalama izni, hassas bir reçetedir. Bu sebeple gerektiğinde yeterli dozda alınacaktır. Mizacının sertliğini bildiğimiz ve Resûl-i Ekrem Efendimiz’den kadınları dövme iznini bizzat aldığını gördüğümüz Hz. Ömer’in bu konuda nasıl davrandığını büyük âlim Zehebî şöyle anlatır Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer’in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer’in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta ve fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir. Bu hâli gören kapıdaki zavallı boynunu bükerek “Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik mü’minlerin emiri iken Ömer’in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir” diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından "- Hayrola, derdin neydi?" diye seslenir. Adam da der ki "- Ey mü’minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?" dedim. O zaman Hz. Ömer adama şunları söyledi "- Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum." Bu sözleri duyan adam "- Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyle", dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer adamı "- Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor!"diye teselli etti Zehebî, el-Kebâir, s. 179. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kadınlar erkeklere Allah’ın emanetidir. 2- Huysuzluk yaptıklarında, eğitmek maksadıyla dövülebilirler. Fakat onları gereksiz yere dövmek yanlıştır, günahtır. 3- Kadınları dövenler, dar gönüllü, sabırsız ve hayırsız kimselerdir. EN HAYIRLI VARLIK DİNDAR KADINLARDIR Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Dünya geçici bir faydadan ibarettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı dindar kadındır.” Müslim, Radâ` 64. Ayrıca bk. Nesâî, Nikâh 15; İbni Mâce, Nikâh 5 Açıklamalar En çok tekrar ettiğimiz sözlerden biri “yalan dünya” deyimidir. Yalan olduğunu bildiğimiz dünya ve onun geçici menfaatleri, çoğu zaman bizi oyuna getirir veya biz onun oyununa gelmek isteriz. Hadisimizde geçen “dünya bir metâdır” sözü, bir âyet-i kerîmeden alınmadır. Âyette şöyle buyurulmaktadır “Şüphesiz bu dünya hayatı geçici bir eğlencedir. Ama âhiret, gerçekten kalınacak yurttur” [Mü’min sûresi 40, 39]. Metâ`, satılık kumaş, kullanılacak âlet ve edevât mânalarına geldiği gibi, dilimizde matah diye de ifâde edilen mal ve eşya mânasına da gelir. Dünya metâının çok değersiz, aldatıcı ve oyalayıcı olduğu birçok âyet-i kerîmede ortaya konmuştur. Peygamber Efendimiz de muhtelif hadîs-i şerîflerinde bu gerçeği pek çarpıcı misâllerle anlatmıştır. Bu misâllerden biri şudur Kâinâtın Güneşi Efendimiz birgün çarşıya çıkmıştı. Onu görenler etrafını aldılar. Yolda giderken küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastladılar. Efendimiz oğlak ölüsünü kulağından tutarak yanındakilere - Bunu bir dirhem karşılığında kim almak ister? diye sordu. Sahâbîler - Daha az paraya bile almayız. O ne işe yarar ki? dediler. Efendimiz sormaya devam etti - Pekâlâ bedava verilse alır mısınız? - Hayır, dediler. Aslında bu diri de olsa, kulakları küçük olduğundan kusurlu sayılır. Onun ölüsünü ne yapalım? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu - “Bu oğlak size göre nasıl değersiz ise, vallahi dünya da Allah katında bundan daha değersizdir” Müslim, Zühd 2. Hiçbir şekilde gönül bağlamaya değmeyen bu dünyanın en değerli varlığı, Resûl-i Ekrem Efendimiz tarafından dindar kadın olarak belirtilmiştir. Zira erkeğini bu değersiz dünya hayatına kapılıp mahvolmaktan koruyan dindar kadındır. Böyle asil bir varlık, kocasını hem şehvet girdabında boğulmaktan kurtarır; hem de onu daha fazla dünyalık kazanmaya zorlamayarak gayr-i meşrû kazanç yollarına dalmaktan korur. Böyle olmadığı takdirde, dünya hayatı geçici de olsa, bir faydalanma yerinden çok bir azâb yeri, bir çilehâne olur. Bu hâli Resûl-i Ekrem Efendimiz bir başka hadisinde ne güzel anlatır “İnsanı mutlu eden üç şey vardır Dindar kadın, iyi bir ev, iyi bir binek. “İnsanı mutsuz eden üç şey ise kötü bir kadın, kötü bir ev, kötü bir binek” Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 168. Tevbe sûresinin 34 ve 35. âyetleri nâzil olunca, ashâb-ı kirâm büyük bir telâşa kapıldı. Bu âyetlerde zekât ve sadaka vermeden dünyalık biriktirenlerin dayanılmaz işkencelere uğratılacağı anlatılıyordu. Peygamber Efendimiz onların endişe ve korkularını şu sözleriyle giderdi “Siz Allah’a şükr eden bir kalbe, O’nu anıp zikreden bir dile ve mü’mine bir kadına sahip olmaya bakın. Böylesi bir kadın, âhireti kazanmanıza da yardımcı olur” İbni Mâce, Nikâh 5. Hz. Ali radıyallahu anh, “Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ hasene ve fi’l-âhireti hasene Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver” âyetindeki hasene’yi dindar kadın diye tefsir etmiştir. Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde, kadının genellikle malı, soyu veya güzelliği gibi sebeplerle eş olarak seçildiğini belirttikten sonra “Sen dindar olan kadınla evlen ki, mutlu olabilesin” buyurmuştur. Buhârî, Nikâh 15; Müslim, Radâ` 53. Ayrıca bk. 365. hadisin açıklaması. Çünkü dindar kadın, İmâm Gazzâlî’nin de dediği gibi, kocasının dinî vazifelerini hakkıyla yerine getirmesine yardım eder. Dindar olmayan kadın ise, kocasını dinin gereklerini yapmaktan alıkoyabileceği gibi, onu kötü yollara da sürükleyebilir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Dünya gelip geçici bir faydalanma yeridir. Nimetleri bitip tükenmeyen âlem âhirettir. 2- Dünyada insanın faydalanacağı en hayırlı varlık, dindar kadındır. Dindar kadın insanı hem mutlu eder hem de âhireti kazanmasına yardımcı olur. KADININ KOCASINA KARŞI NASIL DAVRANMASI GEREKTİĞİNİ ANLATAN AYET VE HADİSLER “Allah Teâlâ’nın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve bunların ötekilere mallarından harcama yapması sebebiyle, erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için iyi kadınlar itâatkârdır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık onlar da kocalarının haklarına saygı gösterirler ve namuslarını korurlar.” Nisâ sûresi, 34 Cenâb-ı Hakk’ın erkeklere verdiği maddî ve mânevî bazı özellikler, onların aile reisi olmalarını tabiî kılmıştır. Erkek bu özellikleri sebebiyle kadını himâye edip korur, destekler ve işlerini yönetir. Aile küçük bir toplumdur. Bu küçük toplumun huzur içinde yaşayabilmesi için bir düzene ve disipline ihtiyacı vardır. Düzen ve disiplin kendiliğinden olmaz. Onu birinin sağlaması gerekir. Erkeği kadından daha güçlü yaratan Allah Teâlâ, ailede düzeni sağlama görevini de ona yüklemiştir. Buna karşılık kadına da erkekte bulunmayan duygular, mânevî özellikler ve incelikler vermiştir. İyi insan olmanın ilk belirtisi, Allah’ın buyruğuna başeğmektir. İyi bir kadın da Allah’ın bu konudaki emirlerine başeğer. Allah’ın buyruğuna uyarak kocasına itaat eder. Ona karşı görevlerini yerine getirir. Kocası evde bulunmadığı zamanlarda onun namusunu, malını ve aile sırlarını korur. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Bir erkek karısını yatağına çağırır da karısı gelmez ve erkek ona dargın olarak gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lânet ederler.” Buhârî, Bed’u’l-halk 7; Müslim, Nikâh 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 40 Buhârî ile Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir “Kadın geceyi kocasının yatağını terk ederek geçirirse, melekler sabaha kadar ona lânet ederler.” Buhârî, Nikâh 85; Müslim, Nikâh 120 Bir başka rivayete göre de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bir erkek karısını yatağa çağırır da kadın gelmezse, kocası ondan memnun olana kadar Kâinâtın Sahibi o kadına lânet eder.”Müslim, Nikâh 121 Açıklamalar Yüce Rabbimiz kadını ve erkeği mutlu olmaları için yaratmış, bahtiyarlığı birbirinde bulmalarını istemiştir. Bunun için onları birbirine muhtaç kılmış ve kendilerine verdiği güzel duygularla bu ihtiyacı hissettirmiştir. Bu birlikte oluşun âhenkli yürümesi için erkeği evin reisi yapmış, kadına da yuvanın huzuru için kocasıyla iyi geçinmeyi emretmiştir. Zaten dinimiz, birden fazla insanın bulunduğu yerde, içlerinden birinin başkan olup diğerlerinin ona uymasını prensip edinmiştir. Birliğin ve dirliğin sağlanması için bunu zaruri görmüştür. İşte bu sebeple kadın, dinî bakımdan yasak olmayan her konuda kocasının sözünden çıkmayacaktır. Kocasının sevmediği şeyleri yapmayacak, onu memnun ve mutlu etmeye çalışacaktır. Erkek de aynı şekilde karısını üzmemeye, onu kırmamaya, yapılması uygun olan isteklerini yapmaya gayret edecektir. Peygamber Efendimiz bu hadiste kocanın cinsî duygularına değer vermenin ve bunun gereğini yapmanın önemini dile getirmiştir. “Yatağa çağırma, yatağı terk etme” şeklindeki nezih ifadeleriyle Resûl-i Ekrem, cinsî beraberliği anlatmak istemiştir. Kocasının bu yöndeki isteğini yerine getirmeyen kadının, ilâhî gazabı üzerine çektiğini ve dolayısıyla ağır bir günah işlediğini belirtmiştir. Karı koca genellikle geceleri yalnız kaldıkları için hadîs-i şerîfte “geceleme, sabahlama” ifadeleri kullanılmıştır. Kocasını geceleyin öfkelendiren kadına ilâhî lânet sabaha kadar devam ettiğine göre, onu gündüz öfkelendiren kadına ilâhî lânetin sabahtan akşama kadar devam edeceği sözün gelişinden anlaşılmaktadır. Kocanın cinsî arzularına kadının saygılı olmasını yadırgayanlar olabilir. Kadının bir robot olmadığı, kendisini eşiyle beraber olmaya her zaman hazır hissedemeyeceği, zira onun da bir dünyası, zevki ve arzusu bulunduğu söylenebilir. Bu itiraz doğrudur. Kadın da bir insan olduğuna göre, zaman zaman onun da sıkıntıları, üzüntüleri, sinirlilik hâlleri bulunabilir. Ama bu hâller ona kocasını öfkelendirme, yuvanın huzurunu tehlikeye atma hakkını vermez. Rûhî bir gerginlik içinde bulunuyorsa, bunu kocasına söyler ve ondan anlayış bekler. O zaman ilâhî lânetten de kurtulmuş olur. Sebepsiz yere kocasını reddeden, onu darıltacak şekilde davranan kadınlar haklı görülemez. Konuya bir de şu açıdan bakmalıdır İnsanın maddî ve rûhî yapısını herkesten fazla onu yaratan bilir. Belli mâzeretleri dışında kadının kocasını reddetmemesi ısrarlı bir şekilde emredildiğine göre, cinsî arzuları frenleme bakımından erkeğin daha zayıf, kadının daha güçlü olduğu anlaşılmaktadır. Burada bir başka gerçek daha hatırlanmalıdır. Âyet-i kerîmede “kadının erkek için bir elbise, erkeğin de kadın için bir elbise olarak yaratıldığı” belirtilmektedir [Bakara sûresi 2, 187]. Elbise insanı her türlü dış tesirden koruyan bir mahfazadır. Demekki eşler birbirini her türlü tehlikeden ve özellikle günâha götürecek kötü duyguların etkisinden korumakla yükümlüdür. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kadın kocasının beraber olma isteğini geri çevirmeyecektir. 2- Kocasını reddeden bir kadın onu günaha itmiş olur. 3- Böyle bir kadın hem Allah’ın gazabına hem de meleklerin lânetine uğrar. KADIN, KOCASININ İZNİ OLMADAN ORUÇ TUTAMAZ Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Bir kadın kocası yanındayken onun izni olmadan oruç tutamaz. Kocasının izni olmadan bir kimseyi evine alamaz.” Buhârî, Nikâh 84, 86; Müslim, Zekât 84. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 73; Tirmizî, Savm 64; İbni Mâce, Sıyâm 53 Açıklamalar Eşlerin bahtiyarlığı çok önemlidir. Aile yuvası bunun için kurulmuştur. Eşler bir bütünün iki parçası oldukları için birbirlerine her zaman ihtiyaç duyarlar. Huzuru ancak birlikte yakalayabilirler. Gönül huzuruna kavuşmanın önemli bir yolu cinsî beraberliktir. Bir koca karısından -belli özürleri dışında- bu beraberliği her zaman isteyebilir. İşte bu sebeple bir koca seyahat ve benzeri sebeplerle evinden ayrılmadıkça, nâfile oruç tutmak isteyen bir kadın ondan izin almalıdır. Kocası bir başka yere gitmişse, oruç tutmak için ondan izin almasına gerek yoktur. Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbni Mâce’deki rivayetlerde ramazan orucu için kocadan izin alınmayacağı açıkca belirtilmiştir. Çünkü ramazan orucu farz bir oruçtur. Tutulmasını Allah emretmiştir. Allah emri söz konusu olunca, onu yapmak için kulun izni gerekli değildir. Fakat nâfile dediğimiz, sevap kazanmak niyetiyle yapılan ibadetler böyle değildir. Zira bir kadın en büyük sevabı kocasını memnun ederek kazanır. Farz ibadetler dışında onun en çok sevap kazanma yolu, kocasının gönlünü almak, onu kendinden memnun etmektir. Bazı âlimler hadiste geçen “Kocasının izni olmadan bir kadının oruç tutması helâl değildir” ifadesine bakarak, kocadan izin almadan tutulan nâfile orucun haram olduğunu, bazıları ise mekrûh olduğunu söylemişlerdir. Hadîs-i şerîfte ele alınan ikinci konu, kocanın izni olmadan hanımın eve misafir alamayacağıdır. Sadece erkek misafirleri değil, hanım misafirleri kabul etmesi de kocanın iznine bağlıdır. Zira bir kocanın huyunu suyunu beğenmediği, karısının yanında bulunmasından rahatsızlık duyduğu kadınlar olabilir. Hanımın onları eve alması kocayı huzursuz edebilir. Bu da dargınlığa, kırgınlığa, huzursuzluğa yol açacağı için bir hanımın böyle bir davranıştan kaçınması gerekir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kocanın kadın üzerinde hakları vardır. Bu haklar, onun yapacağı nâfile ibadetlerden önce gelir. 2- Bir koca eşiyle beraber olmayı her zaman isteyebilir. Bu sebeple nâfile oruç tutmak isteyen bir kadın, kocasından izin alarak oruca başlamalıdır. 3- Bir hanım kocasının uygun görmediği hiç kimseyi eve alamaz. KADIN EVİNİN VE ÇOCUKLARININ ÇOBANIDIR İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu “Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.” Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27 Açıklamalar Dünyada sorumsuz kimse yoktur. Yaşadığı sürece herkes ya yönetici veya yönetilendir. Yönetenler idâre ettiklerinden, yönetilenler de kendilerine emanet edilen işlerden sorumludur. Peygamber Efendimiz sorumlu olan kimseyle sorumlu olduğu şeyleri çoban - sürü benzetmesiyle anlatmıştır. Çoban saflığı ve samimiyeti temsil eder. O güttüğü koyunlara derin bir şefkat ve merhamet besler. Koyunlarını en güzel otlaklarda yaymaya çalışır. Su içme zamanı gelince onları sular. Dinlenme zamanı eğrek yerine götürüp yatırır. Kurda kuşa kaptırmaz. Onların hastalanmamasına dikkat eder. Hasta olanlara da özel ihtimam gösterir. Kendisine bir şey emanet edilen kimse de, o emanete tıpkı çoban gibi iyi duygularla sahip çıkmalı, onları koruyup gözetmelidir. İdaresine verilen kimselerin kendisine bir Allah emaneti olduğunu düşünmeli, onlara şefkat ve merhamet göstermelidir. Bir âmir idaresindeki memurlar için iyi ve temiz duygular beslemeli, onların iyiliğini istemeli, onları mutlu edecek ve görevlerini en iyi şekilde yapacak imkânları hazırlamalıdır. Hadisin birçok rivayetinde âmir yerine “imâm” yâni devlet başkanı ifadesi geçmektedir. Buna göre bir devlet başkanı idaresi altındakilerin inanç ve düşüncelerinin farklı oluşuna bakmadan, onların refah ve saadetini te’min etmeye, kendilerini âdil bir yönetimle idare etmeye, haksızlığa uğrayanların hakkını korumaya, onları mutlu edecek her imkânı sağlamaya çalışmalıdır. Aile reisi aile fertlerini mutlu etmeyi hedef almalıdır. İnsanın mutlu olması her şeyden önce iyi bir din kültürü almasıyla mümkündür. Bu sebeple aile reisi idaresi altındakilere öğrenilmesi farz olan bilgileri öğretmeli ve böylece onları -âyet-i kerîmede belirtildiği üzere- yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden korumalıdır. Sonra onları en iyi şekilde yedirip giydirmeli, en iyi meskenlerde yaşatmaya gayret etmeli ve onların birbirleriyle iyi geçinmelerini sağlamalıdır. Bir kadın kocasına karşı sorumlu olduğunu düşünerek evini imkânları ölçüsünde en güzel şekilde tanzim etmeli, kocasının haklarını korumalı, malını israf etmemeli ve ona her türlü ihânetten sakınmalıdır. Onun önemli bir görevi de çocuklarını iyi bir insan ve iyi bir müslüman olarak yetiştirmeye çalışmak, bilgi, görgü, eğitim ve öğretimleriyle ilgilenmektir. Hadîs-i şerîfin diğer rivayetlerinden öğrendiğimize göre bir hizmetkâr veya bir işçi, yanında çalıştığı kimsenin malının çobanıdır ve o malın korunmasından sorumludur. İdâresine bırakılan şeyleri kendisine emanet bilmeli ve onları gözü gibi korumalıdır. Yapması istenen işleri de kusursuz şekilde yapmaya gayret etmelidir. Yine bir başka rivayette belirtildiğine göre bir evlat babasının malının çobanıdır ve onu gözetmek zorundadır. Babamın malıdır diye istediği gibi çalıp çırpmaya, saçıp savurmaya hakkı ve yetkisi yoktur. O da yaptıklarının hesabını Allah’a verecektir. Bu ölçüye göre herkes etrafındakilere karşı sorumludur. Arkadaş arkadaşa, esnaf müşterisine, öğretmen öğrencisine, memur iş güç sahibi olarak karşısına çıkan kimselere karşı sorumludur. Hatta insan, kendisine birer Allah emaneti olarak verilen vücudundaki organlardan sorumludur. Gücünü, kuvvetini, gençliğini ve enerjisini nerede harcadığının hesabını verecektir. Kısaca ifade etmek gerekirse, devlet başkanından hamala varıncaya kadar herkes, işinden ve yaptığı görevinden sorumludur. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Herkes üstlendiği görevi yapacaktır. 2- Hadisin konumuzla ilgili yanı ise şudur Evli bir kadın, evliliğin gereği olarak kocasına karşı bazı sorumluluklar taşır. Evin idaresi, eşyaların muhâfazası, namus ve iffetin korunması, görev ve sorumluluklarının başlıcasıdır. 3- Eşlerin birbirlerine karşı görevleri vardır. Mutlu bir hayat sürebilmek için bu görevleri kusursuz yapmaya çalışmaları gerekir. KADIN, KOCASI ÇAĞIRDIĞINDA HEMEN YANINA GİTMELİ Ebû Ali Talk İbni Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Bir koca karısına ihtiyaç duyup da onu yanına çağırdığında, kadın ocak başında bile olsa, hemen kocasının yanına gelsin.” Tirmizî, Radâ` 10; Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, İşretü’n-nisâ bâbı. Açıklamalar Allah Teâlâ insanı imtihan etmek için ona çeşitli duygular vermiştir. Bunların en tehlikelisi şehvet duygusudur. Bu duygunun tehlikesini en tabii şekilde gidermenin yolu, evliliktir. Bu sebeple eşler, birbirlerini tehlikelerden koruyan birer elbise sayılmışlardır. İnsanın günah işlemesini çok isteyen ve bundan büyük zevk duyan şeytan, kadını ve erkeği birbirine câzip göstermek için çoğu zaman baştan çıkarma silahını kullanır. Böyle bir duyguya kapılan insanın yapacağı en tabii hareket, koşup eşine sığınmak, baştan çıkaran duyguların tesirinden onun yanında ve onun yardımıyla kurtulmaktır. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, çoğu zaman dışarıda bulunmaları sebebiyle erkeklere bunu özellikle tavsiye etmekte ve kendilerini tahrik eden bir kadın gördükleri zaman, hemen evlerine dönmelerini ve eşlerinin yardımıyla bu tahrikten kurtulmalarını öğütlemektedir Müslim, Nikâh 9. Kendisinin de aynı maksatla Zeynep binti Cahş ve Sevde annelerimizin yanına gittiği bilinmektedir Ebû Dâvûd, Nikâh 43. Ocakta yemek pişirirken veya fırında ekmek yaparken bile olsa, eşinin beraber olma isteğini geri çevirmenin doğru olmayacağını belirtirken Peygamber Efendimiz’in anlatmak istediği işte budur. Yuvasının mutlu ve huzurlu olmasını isteyen, kocasını hiç bir şekilde elinden kaçırmamayı arzu eden bir kadın, Peygamber Efendimiz’in bu uyarısına önem vermelidir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Evliliğin bir gereği olarak, kocanın karısı üzerinde önemli hakları vardır. 2- İşi ne kadar önemli olursa olsun, meşrû bir mâzereti yoksa, bir kadın kocasının beraber olma isteğini reddetmemelidir. İNSAN İNSANA SECDE ETSEYDİ... Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu “İnsanın insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” Tirmizî, Radâ` 10. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 40; İbni Mâce, Nikâh 4 Açıklamalar Peygamber Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfi söylemesine sebep olarak şöyle bir olay anlatılır Muâz İbni Cebel radıyallahu anh Şam’dan veya Yemen’den döndüğü zaman, Ebû Dâvûd’un rivayetine göre ise Kays İbni Sa`d Hîre’den döndüğü zaman Resûl-i Ekrem’e secde etmek istemişti. Neden böyle davrandığını soran Hz. Peygamber’e - Hristiyanlar reislerine ve kumandanlarına secde ediyorlardı. Ben de sizin buna daha lâyık olduğunuzu düşünerek secde etmek istedim, dedi. Bu hareketi doğru bulmayan Resûlullah Efendimiz, yukarıdaki hadîs-i şerîfi söyledi. Hadîs-i şerîfin sebeb-i vürûdu dediğimiz, söylenme sebebi hakkında şöyle bir rivayet daha vardır Resûl-i Ekrem Efendimiz bir grup sahâbînin arasında otururken bir deve gelerek Efendimiz’e secde etmişti. Bunu gören sahâbîler - Yâ Resûlallah! Sana hayvanlar, ağaçlar bile secde ediyor. Sana asıl bizim secde etmemiz gerekir, dediklerinde Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu - “Rabbinize ibadet edin. Müslüman kardeşlerinize iyilik yapın. Bir kimsenin diğer kimseye secde etmesini emretmek isteseydim, kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Şayet bir kadına kocası, kendisini şu dağdan o dağa, o dağdan bu dağa taşımasını emretse, kadının bu emri yerine getirmesi gerekir” Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 76. İki yol arkadaşından birinin ötekine başkan olması prensibi, dinimizde iyi geçinmeye, huzurlu ve uyumlu yaşamaya ne çok önem verildiğini gösterir. Aile de böyledir. Orada da karı koca, uzun bir yolculuğa çıkmış iki arkadaş gibidir. Birinin başkan olması, yuvanın huzuru için şarttır. Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte erkeğin karısı üzerinde önemli haklarının bulunduğunu, kadının ona karşı saygıda kusur etmemesi gerektiğini, dine ters düşmeyen isteklerini yapması icab ettiğini belirtmiştir. İnsanın insana secde etmesinin çok yanlış ve mantıksız bir davranış olduğunu iyice belirtmek isteyen Resûl-i Ekrem Efendimiz, kendisine secde etmek isteyen sahâbîsine - “Eğer benim kabrime gelseydin, oraya da secde eder miydin?” diye sordu. Sahâbî - Hayır, secde etmezdim, diye cevap verdi. O zaman Kâinâtın Güneşi Efendimiz - “Öyleyse bir daha böyle şeyler yapmayın”, buyurdu Ebû Dâvûd, Nikâh 40. Peygamber Efendimiz’in bu ifadesini muhaddis Tîbî çok güzel açıklamıştır. Ona göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözünün mânası şudur Bana tapacağınıza, hiçbir zaman ölmeyecek, saltanatı yok olmayacak Cenâb-ı Hakk’a secde edin. Zira şimdi benden çekinip saygı duyduğunuz için secde edecek, yarın yok olduğum zaman ise bundan vazgeçeceksiniz. Böyle mânasızlık olur mu? demek istemiştir Azîmâbâdî, Avnü’l-ma`bûd, VI, 178. Bütün bu açıklamalar bize gösteriyor ki, bir kadının kocasına secde etmesi söz konusu değildir. Bununla beraber kadınların en çok itaat etmesi gereken kimseler de kocalarıdır. Zira ailenin geçimini üstlenen koca, karısını ve çocuklarını mutlu etmek için onun bunun kahrını çekmekte, nice kendini bilmez kimsenin ağız kokusuna katlanmakta, ailesini geçindirecek imkânı alın teri ve göz nûruyla kazanmaktadır. Böylesi fedâkâr kimseler her türlü sevgi ve saygıya lâyıktır. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Bir hanım kocasına son derece saygılı olmalı, ona olan görevlerini kusursuz yapmaya çalışmalıdır. 2- İnsan Allah’dan başka kimseye secde edemez. Şayet böyle bir şey uygun olsaydı, kadınların kocalarına secde etmesi istenebilirdi. 3- İslâmiyet insana tapmayı yasaklamıştır. KOCASINI MEMNUN EDEN KADIN CENNETLİKTİR Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Kocasını memnun ederek ölen kadın cennetliktir.” Tirmizî, Radâ` 10. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 4 Açıklamalar Şu ölümlü dünyada aile yuvasında huzuru yakalamak, erkeğin karısını, kadının da kocasını mutlu etmeye çalışmasıyla mümkündür. Bu hadîs-i şerîfte, konuya sadece kadın açısından bakılmakta ve kocasını kendinden hoşnut ederek ölen bir kadının cennete gireceği belirtilmektedir. Cennet herkesin elde etmeyi düşlediği sonsuz mutluluk yuvasıdır. Bir kadın için bunun yolu, hayat arkadaşıyla güzel ve tatlı bir hayat sürmeyi hedef almak, böylece hem onu hem de kendini mutlu etmektir. Bu nasıl mümkün olur? Her erkek tabiatı, anlayışı, din ve dünya görüşü doğrultusunda karısından güzel davranışlar bekler. Becerikli bir hanım, kocasının huylarını, alışkanlıklarını ve kendinden beklediği davranışları kısa zamanda öğrenir. Atalarımızın dediği gibi “Aşını, eşini, işini bilir.” Meselâ evinin ve kendisinin temiz ve düzenli olmasına çalışır. Kocasını eve gelirken güler yüzle karşılar. İşe giderken onu güzel davranışlarla uğurlar. Yemeğini zamanında hazırlar; sofrada veya evinde kocasının sevip hoşlandığı şeyleri bulundurmaya gayret eder. Kocasının alıp eve getirdiklerini beğenmese bile, ilk anda hoşnutsuzluğunu göstermez. Ne kadar ince düşünceli olduğunu söyleyerek önce onu rahatlatır. Daha sonra uygun bir zamanı kollayarak o konudaki asıl görüşünü belirtir. Kocanın hoşnutluğunu kazanmak, bir kadın için çok önemli bir iştir. Bunu şu olayda bütün açıklığı ile görmek mümkündür Ashâb-ı kirâmdan Esmâ binti Yezîd adında bir hanım vardı. Çok güzel konuşurdu. Birgün hanım sahâbîler Esmâ’yı aralarında temsilci seçerek Peygamber Efendimiz’e gönderdiler. Merak ettikleri bir konuyu ondan öğrenmesini istediler. Esmâ Resûl-i Ekrem’in huzuruna giderek şunları söyledi - Anam, babam sana fedâ olsun, ey Allah’ın Resûlü! Ben kadınlar tarafından gönderilen bir elçiyim. Allah Teâlâ seni bütün erkeklere ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin Rabbine imân ettik. Fakat biz, kadınlar olarak, sizin evlerinizde kapanıp kalıyoruz. Sizin cinsî isteklerinizi tatmin ediyoruz. Siz erkekler ise cuma namazı kılmak, câmilere ve cemâatlere gitmek, hastalara gidip hatır sormak, cenazelerde bulunmak, defalarca hac edebilmek, bunlardan daha faziletli olarak da Allah yolunda savaşıp cihâd etmek gibi üstünlüklerle bizi geçmiş durumdasınız. Şurası da muhakkakki erkek kısmı hac veya umre etmek, kâfirlerle savaşmak üzere evinden çıktığı zaman mallarınızı biz koruyor, iplik eğirip elbiselerinizi dokuyor ve çocuklarınızı besliyoruz. O hâlde biz kadınlar, o hayırlı işlerin ecir ve sevabında sizlere ortak olamaz mıyız? Doğrusu Esmâ çok güzel konuşmuştu. Efendimiz onu sonuna kadar dikkatle dinledikten sonra yanında bulunan sahâbîlere dönerek - “Siz, bir kadının dinî konulardaki sorularını bundan daha güzel ifade ettiğini hiç duydunuz mu?” diye sordu. Sonra da Esmâ’ya şunları söyledi “Ey hanım! Şunu iyice anla ve seni gönderen hanımlara anlat ki, kadın kısmının kocasıyla iyi geçinip onun hoşnutluğunu kazanması, saydığın o değerli ibadetlerin hepsine denk olur.” Esmâ bu cevabı alınca çok sevindi ve “Lâ ilâhe illallah” diyerek oradan ayrıldı İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, VII, 19; Mehmed Zihni, Meşâhîrü’n-nisâ’, I, 36. Kadınların hatîbi diye tanınan ve katıldığı Yermük savaşında, söktüğü çadırın direğiyle dokuz Bizanslıyı öldüren Esmâ hâtunun müslüman kadınlara getirdiği bu mesaj çok önemlidir. Üzerinde iyi düşünmelidir. Demekki bir kadın, kendine düşen görevleri yerine getirmekle, erkeklerin binbir zahmetle yaptığı birçok ibadeti bizzat yapmış gibi sevap kazanır. Zira kadının asıl vazifesi, kocasını memnun etmektir. Aslına bakılırsa, kocasını mutlu etmek isteyen bir kadın, aynı zamanda kendisini de mutlu etmiş olur ve sonuç itibariyle iki mükâfatı birden kazanır Hem dünyada mutluluk hem âhirette mutluluk. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kadının en önemli görevi kocasını memnun etmektir. 2- Kocasını mutlu eden bir kadın, doğrudan cennete girer. BİR KADIN KOCASINI ÜZERSE... Muâz İbni Cebel radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Dünyada bir kadın kocasını üzerse, o kimsenin hûrilerden olan hanımı o kadına şöyle seslenir - Allah canını alsın! Üzme onu! O senin yanında şimdilik misafirdir. Yakında senden ayrılıp bize kavuşacaktır.” Tirmizî, Radâ` 19. Ayrıca bk. İbni Mâce, Nikâh 62 Açıklamalar Hûri, kara gözlü kadın demektir. Geniş gözlü ve gözünün akı bembeyaz, karası simsiyah olan kadınları anlatmak için kullanılmaktadır. Allah Teâlâ’nın cennette mü’minlere ikram edeceği kadınlara Kur’ân-ı Kerîm’de “hûrin în” adı verilmekte [Duhân sûresi 44, 52-54; Tûr sûresi 52, 20; Rahmân sûresi 55, 72], iyi mü’minlerin cennette güzel bahçelerde, pınar başlarında eğlenecekleri, çeşit çeşit ipekler giyip karşılıklı oturacakları ve ceylan gözlü hûrilerle evlenecekleri belirtilmektedir. Hûrilerin en belirgin özellikleri, evlenecekleri erkek dışında kendilerine hiçbir insan eli değmemiş olmasıdır. Bir diğer özellikleri de eşlerinden başkasıyla ilgilenmemeleri, onların istek ve arzuları dışında bir şey yapmamalarıdır. İşte bu sebeple kocalarını inciten kadınların kaba davranışları onları üzmekte ve bu kadınlara hadiste belirtildiği şekilde seslenmeye mecbur etmektedir. “Yakında senden ayrılıp bize kavuşacaktır” cümlesindeki yakınlık ifadesi, dünya hayatının kısalığını ve bu hayat içinde insan ömrünün pek az bir yer işgal ettiğini belirtmek için söylenmiştir. Zira zamanla sınırlı olan herşey tükenmeye mahkûmdur. Âhiret hayatı ise sonsuz ve sınırsızdır. Hadîs-i şerîfte kadının kocasına iyi davranması, onu sayması ve ona karşı görevlerini yapması gerektiği anlatılmaktadır. Kocasına iyi davranmayan, ona eziyet eden ve canını sıkan kadınlardan Allah Teâlâ’nın hoşnut olmayacağı dile getirilmektedir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Kadınlar kocalarına iyi davranmalı, onları üzmemelidir. 2- Eşler birbiriyle iyi geçinmeli ve eşiyle mutlu olmaya çalışmalıdır. 3- Cennet ve cennet nimetleri yaratılmış olup sahiplerini beklemektedir. Eşleri tarafından rahatsız edilen kimseler bunu düşünerek teselli bulmalıdır. ERKEKLERE, KADINLARDAN DAHA ZARARLI BİR FİTNE YOK Üsâme İbni Zeyd radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu “Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne sebebi bırakmadım.” Buhârî, Nikâh 17; Müslim, Zikir 97, 98. Ayrıca bk. Tirmizî, Edeb 31; İbni Mâce, Fiten 31 Açıklamalar İlk bakışta hadîs-i şerîfin bütün kadınları fitne ve fesada yol açan uğursuz yaratıklar kabul ettiği sanılabilir. Hayır, Efendimiz böyle bir şey söylememiştir. Bu hadiste bazı problemli kadınlara işaret edilmekte, huysuzlukları sebebiyle onların erkekleri zor durumda bırakacakları belirtilmektedir. Şu âyet-i kerîme konumuza ışık tutmaktadır “Ey imân edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoşgörür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah da çok bağışlayan, çok esirgeyendir” [Tegâbün sûresi 64, 14]. Malını ve canını Allah yoluna adayan bazı mü’minleri, eşleri ve çocukları, daha çok duygularına hitap etmek suretiyle bu davranıştan vazgeçirebilirler. Sen ölürsen biz ne yaparız? Savaşa gitme, diyebilirler. Paranı boş yere harcama, çoluğunu çocuğunu düşün, diyerek erkeğin hayır yapmasına engel olabilirler. Sahip olduklarından daha fazlasını istemek suretiyle kocalarını gayri meşrû kazanmaya sevkedip günaha itebilirler. Rivayet edildiğine göre ashâb-ı kirâm devrinde bazı sahâbîlerin eşleri ve çocukları, “Eğer gidecek olursan biz sensiz ne yaparız?” bahânesiyle onların hicret etmesini geciktirmişlerdi. Bu gecikme yüzünden ne büyük mânevî kayıplara uğradıklarını anlayan o sahâbîler, hanımlarını ve çocuklarını cezalandırmaya kalkınca, onları daha hoşgörülü davranmaya ve affetmeye dâvet eden yukarıdaki âyet-i kerîme nâzil olmuştu. İşte kadınların erkekler için tehlike olacağı yönlerden biri budur. Meselenin önemli bir yönü daha vardır Kur’ân-ı Kerîm’de belirtildiği üzere [Âl-i İmrân 3, 14], insan bazı dünya zevk ve nimetlerine düşkün olarak yaratılmıştır. Bunlardan biri, belki de birincisi iki cinsin birbirine olan meylidir. Bu ilginin ölçülü kullanılmaması, her iki taraf için de tehlike doğurur. Hadîs-i şerîfte bu tehlikeye erkeklerin dikkati çekilmekte, kadınlar konusunda dikkatli ve uyanık olmaları istenmektedir. Bu konuda 71. hadise de bakılabilir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1- Erkekler, dikkatli olmadıkları takdirde, daha çok kadınlar sebebiyle günaha girerler. 2- Bir erkek Allah’ın ve Peygamber’in buyruğunu ihmâl edecek kadar bir kadına bağlanmamalıdır. 3- Kadın, erkekleri günaha sokan suç aracı olmaktan ve “en zararlı varlık” yaftasını almaktan şiddetle sakınmalıdır. Kaynak Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları İslam ve İhsan Bizim polemik dağları aştı, yurtdışında da gündem oldu bu etkisi diyemeyiz tabii ki buna, tamamen tesadüf ama yabancı magazinde de bir kadının erkeğe ihtiyacı olup olmadığı muhabbeti döndü biraz ön bilgi Konunun merkezinde Kate Beckinsale 9 aydır birlikte olduğu Kanadalı rap’çi Goody Grace’den yeni yaşındaki oyuncunun 23 yaşındaki Grace ile ilişkisi yaş farkından dolayı bolca durumlar böyleyken Kate Beckinsale, Instagram hesabındaki bir iletisinin altına “Bir erkeğe ihtiyacın var” yazan takipçisine şöyle karşılık verdi “Hiçbir kadının bir erkeğe ihtiyacı yoktur. Mesele, kadının bir erkeği hayatında isteyip istememe meselesidir.”Kelimesi kelimesine katılıyorum Kate Beckinsale’ ihtiyaç ya da zorunluluk değil, tamamen tercih Covid-19 hikayesiKendisine korona bulaşmış olma ihtimalinin farkında olup da bunu çevresiyle paylaşmayan, gizleyen, kendini karantinaya almayan, izole etmeyen kişiler için yüzlerce şey olduklarından başlarım, uzar gider ateşi çıkan bir arkadaşımın yaşadıklarını, örnek olmasını dileyerek anlatmak şöyle gelişiyorArkadaşımın ateşi bir gün boyunca ilaçlara rağmen hiç düşmüyor. Ancak ertesi gün her şey hiç semptom kalmayacak şekilde normale bu sebepsiz ateşe anlam veremiyor. Salgının son halini göz önüne alarak ve çevresindekileri de düşünerek test olmaya karar sonucu, geriye dönerek son iki hafta içinde temasta olduğu herkese durumunun bilgisini veriyor. Hastalığı kimden kapmış olacağını hesaplayarak onları da test olmaya ikna ediyor. Onların da ateşi çıkmış ama normal hayatlarına devam zorlaması ile test oluyorlar ve testlerin sonucu pozitif çıkıyor. Şimdi onlar da arkadaşım sayesinde korona yaymaya devam temasları olan kişiler bu arkadaşım gibi duyarlı olmadıkça işin çözümü olmayacak herkes vicdanlı, açık, dürüst ve durumun ciddiyetinin farkında olsun, hiçbir şeyi bir şey olmayabilir belki ama bulaştırdığınız bir kişi ağır hastalanabilir, hatta hayatını olmak istemezsiniz, öyle değil mi?Mona Lisa mı kedi mi?Hayvanseverliğiyle tanınan Haydar Dümen beni Özbey’in “Yangında bir yavru kediyi mi, Mona Lisa tablosunu mu kurtarırsınız?” sorusu karşısında düşünmüş ve “Zor bir soru. Sanat mı hayat mı diyorsunuz aslında. Mona Lisa insanoğlunun kolektif mirası. Aslı küçük boyutta, ikisini de kurtarırdım herhalde” hiç zor bir soru değil Savaş’ınki, ben olsam hiç düşünmezdim bile cevabı verirken. Tablo miras mı, değerli mi, küçük mü büyük mü, onu da bir şekilde almalı mıyım diye de düşünüp vakit yavru kediyi alır, koşa koşa çıkardım yangın anında Haydar Dümen’in de aynı böyle yapacağına, tabloyu düşünmeden kediyi kurtaracağına farklı nasıl cevap veririm diye kasmış gibi geldi bana. İşçi ve emekçilerin bayramı 1 Mayısın bu yıl Korona salgını gölgesinde kutlandığını belirten Ekoloji Birliği, emek düşmanı siyasi iktidarın sokağa çıkma yasağını 1 Mayıs tarihinden itibaren başlattığına da dikkat çekti. Ekoloji Birliğinin 1 Mayıs ile ilgili açıklamasında “Emeğin, kadının ve doğanın sömürülmediği yeni bir düzen için yaşasın 1 Mayıs” vurgulaması yer alıyor. İşçi ve emekçilerin bayramı 1 Mayısın bu yıl Korona salgını gölgesinde kutlandığını belirten Ekoloji Birliği, emek düşmanı siyasi iktidarın sokağa çıkma yasağını 1 Mayıs tarihinden itibaren başlattığına da dikkat çekti. 1 Mayıs’ın sokağa çıkma yasağı olmayan yerlerde meydanlarda, yasak olan yerlerde de balkonlarımızda kutlanacağını belirten Ekoloji Birliğinin 1 Mayıs ile ilgili açıklamasında “Emeğin, kadının ve doğanın sömürülmediği yeni bir düzen için yaşasın 1 Mayıs” vurgulaması yer MAYIS İŞÇİ ve EMEKÇİNİN BİRLİK, DAYANIŞMA, MÜCADELE GÜNÜDÜR1 Mayıs, işçi ve emekçilerin BİRLİK, DAYANIŞMA ve MÜCADELE GÜNÜ. Bu yıl 1 Mayıs’ı Kovid-19 salgını nedeniyle “EvdeKal” süreci içinde kutlayacağız. İktidar Kovid-19 gerekçesi ile bu hafta da 31 ilde sokağa çıkma yasağı ilan etti ve yasağı da ne yazık ki 1 Mayıs’tan itibaren başlattı. Bu yasak taleplerimizi dile getirmemizin önüne engel olamayacak. İktidar bu süreçte zaman zaman çeşitli önlem paketleri ilan etti. Ne yazık ki paketler hep sermayenin çıkarına oldu. İşçi ve emekçiler, yoksullar, emekliler, üretici köylüler, küçük esnaf şiddete uğrayan kadınlar tedbir paketlerinden yararlanamadı. Nafaka düzeyinde verilen bazı ufak yardımlarla halkın gözü boyanmaya çalışıldı. Ancak mızrak çuvala krizler ve savaşlar gibi Kovid de işçi ve emekçileri, yoksulları, kadınları vurdu. Fabrikalarda, maden ocaklarında, şantiyelerde işçiler sosyal mesafe vb. dinlenmeden ve gerekli önlemler alınmadan çalışmaya mecbur bırakıldı. Yalnız Mersin Nükleer Güç Santralı şantiyesinde 6000 işçi çalıştırılmaya devam ediliyor. Kapatılan bazı işyerlerinde de işçilere ücretsiz izin verilerek açlığa mahkum edildi. Bu dönemde çok sayıda çalışan işsiz kaldı, kadına yönelik şiddet daha da SÖMÜRÜSÜ İLE HAK İHLALLERİ ve İŞ KAZALARI SÜRÜYORDİSK, KESK, TMMOB VE TTB, Kovid-19 salgını sürecinde zorunlu olmayan iş yerlerinin kapatılarak çalışanlara ücretli izin verilmesi, işten çıkarmaların yasaklanması, küçük esnafa destek, emekçilerin kredi ve borçlarının ertelenmesi, salgınla mücadelede katı bir disiplin ve bilimsel yaklaşım, özel sağlık kuruluşlarının kamu tarafından yönetimi, ücretsiz sağlık hizmeti, sağlık çalışanları için koruyucu ekipman ve test olanağı ve dezavantajlı kesim için özel tedbirler gibi yedi acil önlem talep etti. Ancak bu talepler göz ardı Tanrıkulu tarafından hazırlanan, “2002-2020 Arasında İşçi ve Emekçi Hak İhlalleri Raporu”nda, 18 yıllık AKP iktidarında en az 23 bin 980 işçinin önlenebilir iş kazaları sonucunda yaşamını yitirdiği açıklanırken, önlenebilir sebeplere rağmen hayatını kaybeden işçilerin sayılarının her yıl katlanarak arttığı belirtildi. Yalnız 2019 yılında işçi yaşamını yitirdiği ve 11 Mart-10 Nisan tarihleri arasında ise en az 159 işyerinden 855 işçinin Koronavirüs testinin alınmayan önlemler sonucu pozitif çıktığı EMEĞİN ve KADININ SÖMÜRÜSÜNE “DUR” DİYECEĞİZ!Bu süreçte doğaya ve yaşam alanlarımıza yönelik saldırıların da hızı kesilmedi. Bizler “EvdeKal” çağrılarına uyarken maden, enerji ve inşaat şirketleri talana ve yağmaya devam etti. Madenlerden termik santrallara, HES’lere, RES’lere, JES’lere, taş ocaklarına, her alanda ekolojik yıkım projelerine devam edildi. Diğer yandan Koruna Alan Yönetmeliği değişikliği yapıldı, maden alanları ve jeotermal alan ruhsatları ihaleye çıkarıldı. İktidar sermaye gruplarından yana olan politikasını bu alanda da de, kadını da, doğayı da sömürenin aynı sermaye sınıfı olduğunu biliyoruz. Ekoloji Birliği olarak, emek ve demokrasi güçleri, kadın hareketi ve ekoloji örgütlerinin birliğini savunuyoruz. Sokağa çıkma yasağı olmayan yerlerde meydanlarda, yasak olan yerlerde de balkonlarımızdan ve sosyal medyadan taleplerimizi ortaklaştırarak kadının ve doğanın sömürülmediği yeni bir düzen için Yaşasın 1 Mayıs!

erkeğin kadının vajinasini emmesi günahmı